Your IP address
38.107.191.117
|
The Universal Declaration of Human Rights Turkish -
English
|
©CopyLeft by Mustafa GÖKMEN Konya / Turkiye, 2008.
Visitors
There are no copyrighted materials here. All products, names and rights are respected to their owners.
|
|
|
|
Öğretim metotları içinde, metotların yanı sıra genellikle öğretim teknikleri, öğretim
sistemleri gibi konular da yer almaktadır. Bu konular büyük ölçüde birbirinin
içine girdiği için, öğretim metotları konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu
teknik ve sistemler üzerinde de durmak gereği duyulmuştur.
Öğretim sistemleriSistem, bir amaçlar kümesine ulaşmak
için birbirleriyle bağlantı (işbirliği) içinde çalışan parçalar topluluğudur.
Sistemdeki bütün parçalar bir amaca ulaşmak için çalışırlar. Bu çalışma
sırasında birbirleriyle işbirliği yaparlar. Dolayısıyla, sistem bir örgüt
gerektirir. Öğretim sistemi de, öğrencileri belli bir amaca ulaştırmak
için çalışacak unsurların işbirliği halinde çalıştırılmasıdır. Böyle bir amaca
ulaşmak için ders programı, öğretmen, okul teşkilâtı, öğretim araç-gereçleri,
değerlendirme biçimi v.s. bir öğretim sistemini meydana getirir. Öğretim
sistemi, belki öğretmenin bireysel olarak kullanacağı bir metot değildir; ama
programın gerçekleşmesi, öğrencinin eğitim-öğretimini bir metot gibi etkiler.
Hattâ bazen öğretim sistemlerinin metot olarak adlandırıldığı da
olur. Sanayileşme ve demokratlaşma hareketleri sırasında eğitim amaçları
değiştikçe, eğitim programlarında, metotlarında ve sistemlerinde değişiklikler
yapmak gerekmiştir. 20. Yüzyılda, yaygın uygulama alanı bulan öğretim
sistemlerinden bazıları şunlardır: a) Toplu öğretim sistemi
Aslında insanı ruhsal ve zihinsel olarak
dengeli yetiştirmek isteyen her düşünce; onu bilgi, beceri ve ahlâk yönünden
dengeli ve tutarlı yetiştirmeye çalışan her çaba ve hattâ çeşitli bilim
dallarını ve konularını dengeli şekilde öğretmek isteyen poli-teknik eğitim
çabaları, toplu öğretimin felsefî temelini oluşturur.
Toplu öğretimin bir
sistem olarak oluşturucusu, Herbart'tır. O, öğrencinin dengesiz ve bencil
olmaması, bilakis ahlâklı ve erdemli olması için bir ünitenin bütün yönlerine
aynı derecede ilgi gösterilmesi gerektiğini belirtiyordu. Öte yandan bu modeli
bir metot gibi geliştiren ve adını veren de Berthold Otto'dur. Öğretim
sistemleri içinde yer alan proje metodu, Decroly sistemi, Platoon sistemi v.s.
toplu öğretim sisteminin değişik uygulamaları gibi de
görülmektedir.
Toplu öğretim bir yandan da, Almanya'da gelişen Geştalt
Psikolojisinin görüşlerinden etkilenmiştir. Buna göre, çocuk konuları
parçalayarak, onları tek tek analiz ederek inceleyip anlayamaz. Hayata ve
konulara bir "bütün" olarak bakar. Dış dünyadaki şeyler bir bütün olarak
algılanır. Aslında ayrı ayrı gibi görünen olaylar ve nesneler de bir bütündür.
Mevsimlerin değişmesi, bir ülkede rejimin değişmesi, bir insanda meydana gelen
önemli bir değişim, dalga dalga hayatı bir bütün olarak
etkiler.
Parçalanmış bilgi, tek yanlı, eksik bilgi insanı doyurmaz.
Aslında yetişkin insanların da yüzyıllar boyunca hayata ve bilime toplu bakış
sağlamaya çalışan felsefeye ilgi göstermeleri, bu sistemin bütün hayat boyunca
göz önüne alınması gerektiğini gösteriyor.
Toplu öğretim sisteminin
temeli, derslerin belli "ünite"ler içinde birleştirilerek yapılmasıdır. Herhangi
bir olay veya dönem ve nesne hakkında ayrı ayrı dersler tarafından öğrencilere
verilecek bilgi ve beceriler, tek bir ünite içinde birleştirilir. Meselâ trafik
haftasında bütün derslerde bu konu işlenir; Cumhuriyet Bayramında resim, müzik
gibi dersler bile bu konunun daha iyi anlaşılmasına hizmet etmek için bir araya
getirilir.
Toplu öğretim sisteminin (metodunun) çeşitli uygulamaları
olmuştur.
Geniş anlamdaki uygulamalar Almanya ve Avusturya'da
yapılmıştır. Burada yapılan uygulamalarda ders saatleri ve ders adları (haftalık
ders çizelgesi) belirlenmemiştir. Öğretmen, ünite konusunun gerektirdiği ve
öğrencilerin dikkatlerinin dağılmadan alabildiği kadar ders yapar. Bir ders
oturumunda öğrencinin ilgisine ve konunun akışına göre anlatımdan resme,
resimden müziğe, müzikten matematiğe v.s. geçebilir.
Bu şekilde bir toplu
öğretim, en başarılı şekilde bir öğretmenin bütün dersleri okuttuğu ilkokulda
uygulanabilir. Türkiye'de 1926 tarihli İlkokul Programından itibaren
ilköğretimin ilk üç yılında öğretimin, toplu öğretim sistemine göre yapılması
istenmektedir. Burada ana ders "Hayat Bilgisi" dersi olmuş; okuma ve yazma,
aritmetik, resim, müzik, beden eğitimi dersleri Hayat Bilgisi dersinin o haftaki
"ünite konusu" etrafında yapılmıştır (Bak Örnek ek1).
Toplu öğretimin dar
anlamdaki uygulaması ise, bizde ilkokulların 4-5. Sınıflarında uygulandığı
şekliyle, Tarih, Coğrafya ve Yurttaşlık Bilgisi'nin "Sosyal Bilgiler"; Fizik,
Kimya ve Biyoloji konularının "Fen ve Tabiat Bilgisi" adı altında toplanarak
içiçe verilmesi tarzında yapılmasıdır.
b) Decroly Sistemi (İlgi
Merkezleri Metodu)
Belçikalı Doktor Ovide Decroly tarafından
geliştirilmişti. Bu sisteme göre, öğretimde yapay dersler kaldırılmalı, çocuklar
doğanın içinde yaşayarak, gözleyerek, yaparak öğrenmelidir. Sistemin bir ders
programı yoktur; çocukların ilgisine göre bir takım konular seçilir. Burada önce
gözlem yapılır, sonra kaynak kitaplardan bilgiler toplanır, deneyler yapılır.
Toplanan bilgi ve tecrübeler yazı, söz veya resimlerle anlatılır. Burada sınav
ve not yoktur.
Bu sistemde ders kitabı ve öğretmenin anlatması da yoktur.
Çocuklar kendi gözlem, araştırma ve tecrübelerini resim, yazı, model gibi
şeylerle kayda geçirerek, âdeta "kendi ders kitabını kendi yazar".
c)
Dalton Plânı
Amerikalı Helen Parkhurst tarafından Dalton kasabası
ortaokulunda uygulandığı için bu adı almıştır.
Öğrencilerin ilgi ve
yetenekleri birbirinden farklı olduğu için, bunları bir "sınıf"a doldurarak
ortak ders yapmak doğru değildir. İnsanların kimi sanata, kimi bilime yatkın
olur; aynı konuyu kimi bir saatte öğrenir, kimi iki saatte. Öte yandan, insan
kendinin de aktif olarak katıldığı konuyu daha çabuk, daha kolay öğrenir.
Öğrenci, kendi kendine çalışmayı öğrenmelidir.
Dalton Plânında okulun
öğretim ortamları (sınıflar) her ders için ayrı ayrı düzenlenmiş ve oraya, o
ders ile ilgili kitap ve diğer malzemeler konmuştur. Her dersin 10 ay boyunca
öğretilecek konuları önceden hazırdır ve öğrenci bu konuları alır, o dersin
"laboratuarında" kendi öğrenme hızı ile öğrenir.
Her laboratuarda bir
rehber öğretmen oturur ve çocuklara yardım eder. Öğrenci her konuda baştan
verilmiş sorulara göre bir "çalışma plânı" hazırlar. Bütün çalışmalar
laboratuarda yapılır; evde çalışma yapılmaz. Bir konu öğrenilmeden diğerine
geçilmez. Bir üniteyi bitiren öğrenci, o ünite ile ilgili bir testten
geçer.
Öğrencinin günlük çalışmaları hem öğrenci hem de öğretmen
tarafından izleme kartlarına işlenir.
Bireysel çalışmaların yanı sıra, bu
çalışmaların değerlendirildiği -günde bir saatlik- toplu çalışma da
yapılmaktadır.
d) Platoon Plânı (Küme Modeli)
Amerika'nın
Chicago kenti civarındaki Gary kasabasında uygulandığı için "Gary Plânı" da
denir.
Okul, öğretim işini gerçekleştirmek için kurulmuş sınıf,
laboratuar, kütüphane, atölye, spor salonu gibi unsurlardan meydana gelen bir
organizasyondur. Dersler de uzman öğretmenler tarafından verilir.
Ama
öğretim bir bütündür; dolayısıyla bütün okul faaliyetleri birbiriyle uyumlu
olmalı, birbirini tamamlamalıdır. Çalışma saatleri içinde okulun bütün öğretim
alanları çalışır vaziyette olmalı, öğrenciler kümelere ayrılmalı, bir küme
atölyede çalışırken diğer küme spor salonunda, bir başkası laboratuarda
çalışmalıdır.
Sadece öğrenciler değil, dersler de kümelere ayrılmıştır:
Temel dersler (okuma ve yazma, matematik, tarih, coğrafya), serbest etkinlikler
(müzik, resim, edebiyat), toplumsal bilgiler (tarih, coğrafya, yurttaşlık,
tabiat bilgisi), meslek etkinlikleri (aile bilgisi, el işleri, çeşitli sanatlar)
ve sağlık etkinlikleri (sağlık, beden eğitimi, yemek).
Bu modelin öğretim
metodu, bir parça toplu öğretimi andırır. Çeşitli derslerin konuları birbiriyle
koordine olarak gider. Besinler konusu geldiğinde edebiyatta, resimde, müzikte,
coğrafyada v.s. bu konu ile ilgili veya bu konuyu destekleyecek bilgiler
verilir.
Küme çalışmalarının dışında, okulun büyük toplantı salonunda
öğretimin genel değerlendirmesi, dinlenme ve sergi çalışmaları yapılır. Burası
aynı zamanda bir toplumsallaşma yeridir.
Bu plânda öğrenciler bilgiyi o
işin uzmanı öğretmenlerden ve bu bilgi sistemi için hazırlanmış özel ortamlarda
alırlar. Öte yandan küme çalışmaları daha büyük gruplarda da tartışılır ve
değerlendirilir.
Platoon Plân, Avrupa'daki toplu öğretim sisteminin
Amerika'daki biraz geliştirilmiş şekli gibidir.
e) Winnetka
Sistemi
Amerika'nın Winnetka kentinde M.C.W.Washburn tarafından
geliştirilip uygulandığı için bu adı almıştır.
Sistemin özü, öğretimin
mümkün olduğu kadar bireyselleştirilmesidir. Çünkü bilgi ve beceri kazanma
miktar ve süresi çocuktan çocuğa değişmektedir. Geleneksel sistemler ise
disiplin, metot ve sistem olarak çocuğun bu tabiatına aykırıdır. Yeni okul
düzeninde yıllık sınıflar sistemi kaldırılmış, her öğrencinin öğretim amaçlarına
ulaşma hızı onun yetenek ve bireysel çalışma hızına kalmıştır. Öğretmen
çocukların çalışmalarını izlemekte, bir dosyada biriktirmekte ve çocuğun amaca
ulaşıp ulaşmadığı da bir test ile kontrol edilmektedir. Bir konuyu bitiren
öğrenci başka bir konuya geçer.
Öğretim programında bütün öğrencilere
zorunlu olarak öğretilecek okuma ve yazma, tarih, coğrafya, matematik gibi
konularla her öğrencinin yeteneğine göre ilerleyeceği resim, müzik, beden
eğitimi gibi dersler vardır.
Öğretim tamamen bireysel değildir. Çocuklar
piyes, konferans, tartışma, ortak iş gibi birçok çalışmalar da yaparlar; ancak
bunlar bireysel çalışmalar gibi sıkı kontrol edilmez.
f) Proje metodu
(Project Method)
Toplu öğretim sisteminin Amerika'daki
uygulamalarından sayılan Proje Metodunun temelinde, John Dewey'in yeni okul
hayatı ve burada öğrencilerin kendi kendilerine problem çözmeyi öğrenmeleri
yatmaktadır.
Amerika'da, eğitim sistemi ile öğrencilere verilecek
bilgilerin canlı, hayatî bilgiler olması; öğretimin de dinamik olması savunulmuş
ve uygulanmaya çalışılmıştır. Günlük hayatla ilgili konular "hayat projeleri"
haline getirilerek uygulamalı olarak araştırılır ve öğretilir. C.M. Murry'ye
göre, insan hayatta işlerini zihinsel ve yazılı projeler haline getirerek
çözer.
Proje, bir hayat probleminin araştırılıp öğrenilmesi için,
zihinsel olarak hazırlanan bir plândır. Problemin çözümü için gerekirse bütün
bilimler bir araya getirilir; pratik sonuçlara ulaşılır ve yeni problemleri gene
bir proje çerçevesinde çözmek için bir alışkanlık kazanılır. Hayattaki çeşitli
problemleri projeler geliştirerek çözen öğrenci, bilgi işlemeyi, kendi kendine
çelışma ve düşünme metotlarını geliştirir.
Okul, çocukları hayata
hazırlayan bir yer değil; hayat problemlerinin araştırılıp yaşanarak öğrenildiği
gerçek bir hayat ortamı olmalıdır. J.Dewey'nin bu görüşü doğrultusunda,
öğrencisi H. Kilpatrick proje sistemini geliştirmiştir. Ona göre çocuk, hayatı
projeler içinde çalışarak öğrenir.
Projeleri genellikle öğrenciler yapar;
ama bazen öğretmenlerin verdiği projeler de olabilir. Bazı projeler küçüktür,
bir günde biter; bazıları ise büyüktür ve haftalar boyu sürebilir. Bazı
projeleri öğrenciler tek başlarına bireysel olarak yaparlar, bazılarını da
gruplar halinde. Bütün okulun üzerinde çalıştığı büyük projeler de
olabilir.
Projeler; oyun projeleri, hikâye anlatma projeleri, gezi ve iş
projeleri olabilir.
Çocuk, projeleri hem seçip hazırlarken hem de
yaparken öğretmeninden yardım alır. Hattâ proje seçim ve işlenmesinde ailelerden
de kontrollu olarak yardım alınmalıdır. Her projenin genel değerlendirmesinin
yapıldığı büyük toplantılar da yapılır.
Projeler örnek olarak sebze
bahçesi kurulması, demiryolları, deniz uaşımı, hava yolları, sigortacılık gibi
çalışmalar verilebilir. Öğrenci(ler) böyle bir çalışma projesi aldıklarında; o
konu ile ilgili bilgi, film, fotograf, grafik, model v.s. toplarlar, gerekirse
gözlem ve gezi yaparlar ve bunları güzel bir rapor haline
getirirler.
g) Jena Plânı
Alman eğitimci Peter Petersen
tarafından Jena Üniversitesi Deneme Okulu'nda geliştirilen sisteme verilen
addır. Dalton Plânının bireysel çalışması ve Winnetka Plânının bireysel ve grup
çalışması dengesine karşın, Jena Plânı grup çalışmalarının ağırlık kazandığı bir
sistemdir.
Petersen; yıllık sınıflar sistemini, notları, karneleri, ceza
sistemlerini reddediyor. Onun eğitim ilkeleri okulda sıcak bir cemaat hayatının
yaşanması, eğitimin her yaş, cins, din ve tabakadan insanlara açık "genel" bir
eğitim olmasıdır.
Petersen, yıllık sınıflar sisteminin yerine yaş
grupları sistemini koyuyor. Bu gruplar şunlardır:
- Alt gruplar:
Öğretimin 1-3. yıllarındaki çocuklar.
- Orta gruplar: Öğretimin 4-6.
yıllarındaki çocuklar.
- Üst gruplar: Öğretimin 6/7-8. yıllarındaki
çocuklar.
- Gençlik grupları: Öğretimin 8/9-10. yıllarındaki
çocuklar.
Gruplar 2-6 kişilik olabilir ve öğrenciler grup arkadaşlarını
kendileri seçerler. Bir grupta yeterli olgunluğa ulaşan öğrenci bir üst gruba
geçer. Geçiş notla değil, öğretmenin verdiği raporla olur. Grup içinde her
öğrenci serbest çalışır. Her grubun kendine has bir çalışma odası vardır.
Öğretmen bir rehber mevkiindedir ve aynı zamanda grupların rahat çalışması için
uygun eğitim ortamları sağlamakla görevlidirler.
Grup çalışması hem
sosyal ve ahlâkî gelişmeyi hem de herkesin kendi yetenek ve gayretine uygun bir
çalışmayı sağlar. Her yıl grubun üçte biri yukarıya yükseldiği için, grupta her
zaman tecrübeli elemanlar bulunur.
Okulda temel bilgiler sınıf düzeni
içinde kazandırılır. Belli uzmanlık dersleri ve serbest çalışmalar gruplar
içinde olur. Okulda sosyal hayatı güçlendiren tören, müzik çalışması ve
toplantılara da çok önem verilir.
Genel öğretim metotları ve
biçimleri
Öğretimde strateji, metot, teknik
kavramları
Öğretim stratejisi, bir öğretmenin, dersin veya bir
konunun öğretilmesinde hedefe ulaşmak için seçeceği öğretim metodu, çeşitli
teknikler ve hattâ değerlendirme biçiminin uyum içinde olmalarıdır. Bazı eğitim
amaçlarına ulaşmada, diğerlerinden daha uygun ve verimli yollar, stratejiler
vardır.
Öğretmenler genellikle kendilerinin merkezde olduğu, dersin
akışını ve öğrencileri yönlendirdiği, değerlendirmeyi kendilerinin yaptığı
öğretim stratejileri tespit ederler.
Bilgi vermeye dayanan derslerde
genellikle öğretmen sunuşunun ağırlıklı olduğu bir strateji izlenir. Burada
dersin akışını güzelleştirecek, sınıfın dikkatini canlı tutacak soru-cevap ve
örnek verme teknikleri ile düz anlatımın sıkıcılığı giderilir.
Eğer hazır
sistemli bilgiler verme yerine, öğrencilerin araştırıp bulmaları veya ham
bilgileri işleyerek daha sistemli bilgiler oluşturmaları isteniyorsa, o zaman
öğrenci merkezli öğretim stratejileri izlemek gerekir.
Öğretim metot ve
teknikleri, öğretim stratejilerinin yapı taşlarıdır. Bazı eğitimciler, öğretim
metodunun bir "öğretim tekniği" olduğunu savunurlarken, bazıları da tekniği,
daha geniş olan metodun içindeki bazı küçük işleri yapma yolu olarak anlarlar.
Yani, bir metodun içinde çeşitli teknikler kullanılabilir. Bütün derslerde tek
bir metot veya teknik kullanan öğretmen çok başarılı olamaz. Gerçi öğretmenin
genel bir plânı, bir stratejisi olacaktır; ama eğer işler plânlandığı gibi
gitmiyorsa, hemen plânı gözden geçirip gerekli hedef düzeltme, metot veya teknik
değiştirme işlerini yapabilmelidir.
Öğretmenin, kendisini merkezden
çıkarıp yönlendirici konumuna çekerek oluşturduğu öğretim stratejisine,
"keşfetme (buluş) yoluyla öğretim yaklaşımı" denmektedir. Burada öğretmenin
görevi, sorulan soru ve verilen örneklerle öğrencileri öğrenmeye hazır hale
getirerek öğrencilerin konuyu analiz ve sentez yoluyla geliştirmelerini ve
pekiştiricilerle öğrencilerin konu hedeflerine ulaşmalarını
sağlamaktır.
Bir başka öğretim stratejisi, araştırma ve inceleme yoluyla
problem çözmedir. Bu, öğrencileri bilimsel araştırma yöntemlerine alıştırma
yaklaşımıdır. Öğrenci, çevredeki problemleri algılar, tanımlar, verileri toplar,
geçici çözüm yolları geliştirir ve bunların mümkün olup olmadığını test eder. Bu
şekilde yetişen öğrenciler, gelecekte karşılaşacakları problemleri de bilimsel
zihniyet ve metotlarla çözmeyi öğrenmiş olurlar. Yalnız, bu stratejiyi uygulayan
öğretmenler hem metot hem de araç-gereç yönünden öğrencilere yardım
etmelidirler. Bu stratejide örnekolay, laboratuar, problem çözme gibi metotlar
kullanılabilir.
Tam öğrenme stratejisi, B. Bloom tarafından
geliştirilmiştir. Burada, hemen hemen tüm öğrencilerin, okulda kazandırılmaya
çalışılan yeni davranışları öğrenebilecekleri temel alınmıştır. Bunu sağlamak
için, öğrenmedeki bireysel farklılıklar en aza indirilmelidir.
Bu nedenle
öğretmen, yeni anlatacağı konu veya kazandıracağı davranışı öğretmeye başlamadan
önce, önşart olan öğrenmeleri önceden gerçekleştirmelidir. Öğrencinin bilişsel
ve duyuşsal giriş özelliklerini (bilgi ve davranışlarını), yeni konuyu öğrenmeye
temel oluşturabilmesi gerekir.
İkinci olarak, öğretim esnasında öğrenciye
gerekli ipuçları verilerek, öğrencinin derse katılımı sağlanarak, gerekli
pekiştirmeler yapılıp sağlıklı geri bildirimlerle eksikler tamamlanıp
düzeltmeler yapılarak mükemmel bir öğretim hizmeti verilir.
Bu
stratejide, öğrencinin akademik benliğinin ve okula karşı olumlu tutumunun
oluşabilmesi için, hemen bütün öğretim metot ve teknikleri
kullanılır.
Bir öğretim metodunun seçimini etkileyen
faktörler
Çağımızda öğretim ilke ve metotlarını -öğretmen, öğrenci ve
ders faktörleri dışında- belirleyen bir çok gelişme vardır. Ders programlarını
belirleyenler, her dersin algoritmasını, müfredatını belirleyenler, ders
kitaplarını hazırlayanlar, okulları yapan ve donatanlar, ders araç-gereci
hazırlayanlar, hattâ günlük ders saat ve yerlerini düzenleyenler bile öğretim
metotları üzerinde etkili olmaktadır.
Her öğretim metodu her derse, her
konuya, her öğrenci grubuna, her öğretim düzeyine uygun olmayabilir. Değişik
durumlarda değişik metotların kullanılması gerekir.
Bir öğretim metodunun
seçimini etkileyen faktörler şunlardır:
- Dersin muhtevası: Dersin
içindeki konuların tabiatı, çoğu kez öğretim metodunun en kuvvetli
belirleyicisidir. Fizik-Kimya derslerindeki bazı konular doğrudan laboratuar
çalışması gerektirebilir. Edebiyat dersinde bazı edebi eserlerin okunup ev ödevi
şeklinde hazırlanması, veya bazen eski metinlerin okunup açıklanması
(hermeneutik) gereklidir. Konu, hangi metotla en iyi şekilde öğretilebilecekse,
o metot kullanılmalıdır.
- Öğrencilerin özellikleri: Öğrencilerin yaş,
cinsiyet, yetenek ve ilgileri, motivasyonları, ailelerin sosyo-ekonomik ve
kültürel özellikleri, öğrencilerin içinde yetiştikleri çevre v.s. metot
seçiminde etkili olabilir. İyi yetişmiş bir öğretmen, sınıftaki öğrencilerin
özelliklerine göre, gerektiğinde değişik metotları uygulayabilmelidir. Değişik
yaşlarda değişik metotlar kullanılabilir. Eğitim, okul-aile işbirliğinde
sürdürülen bir çalışma olduğu için, ailenin ekonomik ve kültürel seviyesi de
farklı metotları gerektirebilir. Öğrencilerin özellikleri dikkate alınmadan
yapılan ders, havaya anlatılan bir ders, karanlığa atılan bir taş
gibidir.
- Öğretmenin özellikleri: Ders metodunu öğretmen seçtiği için,
bu seçimde onun özelliklerinin de etkili olacağı son derece açıktır. Değişik
öğretmen tipleri vardır: teorik tip, dindar tip, ekonomik tip, politik tip,
estetik tip v.s. Her tipin değişik yaklaşım ve davranışları, değişik metotları
olabilir. Ayrıca öğretmenin yaşı, cinsiyeti, mezun olduğu okul, kıdemi, o günkü
motivasyonu ve psikolojik durumu da öğretim metodu seçimini etkilemektedir.
Meselâ, fen derslerinde laboratuar kullanma ile öğretmenin yetişme biçimi, yani
mezun olduğu okul arasında bir ilişki vardır. Derslerinde soru sorulmasına hiç
izin vermeyen, hiç tartışma ortamı açmayan öğretmenlerde de, bu durum çeşitli
etmenlerden kaynaklanabilir.
Bir derste öğretmenin seçtiği metot kadar,
uygulayacağı strateji ve öğretilecek konu ile öğrenci arasında nerede durması
gerektiği konusu da önemlidir. Bu konuda değişik yaklaşım ve uygulamalar vardır;
bunlardan en idealinin hangisi olduğu konusu, öğrencinin yaşına, öğrenilecek
konunun özelliklerine v.s. göre değişir.
- Öğretim araç-gereçlerinin
durumu: Okulda ders araçlarının olup olmaması da öğretim metodu seçimini
etkiler. Bilgisayar, tepegöz, slayt projeksiyon, epidiaskop, laboratuar,
TV-video, iyi bir kütüphane gibi -bir öğretim için çok gerekli olan- dersin esas
araç-gereçlerinin veya yardımcı aletlerin olup olmaması dersteki metot seçimini
etkiler.
Hattâ aletlerden başka bina, sınıf, ışık, sıcaklık gibi
faktörler de ders metodu seçiminde etkilidir. Resim, müzik, beden eğitimi gibi
derslerin özel ortam ve araçlara ihtiyacı vardır. Eğer bunlar sağlanmazsa, ders
metodunda önemli değişiklikler yapmak gerekir. Resim atölyesi veya çizim
masaları olmadığında Resim dersinde; spor salonu ve malzemeleri olmadığında
Beden Eğitimi dersinde, müzik odaları ve enstrümanlar olmadığında Müzik dersinde
doğru metotların seçimi nasıl mümkün olur?
1) Anlatım (Takrir, Sunma) metodu
"Şayet eğitimin amacı sadece bir konuda veya
alanda bilgi sahibi kılmaksa... takrir metodunu kullanmak tartışma metodunu
kullanmaktan çok daha iyidir. Yok eğer, eğitimin amacı problem çözümleyecek
nitelikte bazı yetenek ve hünerlerin geliştirilmesi ise, o takdirde en yetersiz
sınıf tartışması bile bir çok takrirden daha üstündür."
Eğitim tarihinde ve günümüzde en yaygın ve en
çok kullanılan, ve aynı zamanda "en eski" niteliğini de taşıyabilecek bir
öğretim metodudur. Dolayısıyla, geleneksel bir metotdur. Eğitimin örgün
hale geldiği Antikçağ Yunan okullarında, Ortaçağ medreselerinde ve hıristiyan
okullarında, okulda anlatılan konular dolayısıyla, öğretim genelde bu metota
dayanıyordu. Gerek bilim ve toplum felsefesi gerekse dinî konular en iyi şekilde
ancak sözle anlatılabiliyordu. Öğrenciler genellikle pasif alıcı durumda idiler
ve sadece dinleyerek, not tutuyorlardı. Bu metot, bugün de genellikle
sosyal bilimler alanında ağırlıklı olmak üzere, sözlü anlatım gerektiren hemen
bütün eğitim-öğretim faaliyetlerinde kullanılmaktadır. İnsan bilgisi,
şimdiye kadar büyük ölçüde sözlü veya yazılı dil ile ifade edilip
saklanagelmiştir. Eğitim vasıtasıyla kısa zamanda organize bilgi sunulmak
isteniyorsa, kullanılacak en iyi metot budur. Bilgi düzeyindeki
davranışların kazandırılmasında çok etkili olan bu metot, aynı anda çok sayıda
kişiye hitap edilebilmesi dolayısıyla da avantajlıdır. Ancak bu metodun
iyi kullanılabilmesi, öğretmenin kişiliğine, bilgisine, ses tonuna, konuşma
gücüne (konuşma temposu, melodisi, telaffuzu, süre ayarlama), diyalektik metodu
iyi kullanmasına, jest ve mimiklerine bağlıdır. Bu metotla ders anlatılırken
drama tekniği, tasvir, açıklama ve hikâye gayet ustalıkla
kullanılmalıdır. Anlatım metodunun eksikleri ve kusurlu yönleri:
Anlatma yöntemi, çağdaş eğitimciler tarafından genellikle çok kötü eleştirilmiş
ve hattâ yasaklanması bile istenmiştir. Bu haksız ve aşırı değerlendirmeler
doğru değildir. Ama gene de anlatma metodunun bazı kusurlu yönleri
vardır:
- Anlatma yöntemi daha çok işitme organını kullanmaktadır. Oysa
eğitimde ne kadar çok duyu organı kullanılırsa o kadar iyi olur. Görmeye dayalı
bilgilerin ve psikomotor davranışların bu metotla öğretilmesi çok
zordur.
- Öğrenci derse aktif olarak katılmadığı için dersi dinlemeyebilir,
öğrenme sorumluluğundan kaçabilir. Yarım yamalak dinlenilen bir derste de
bilgiler tam olarak özümsenemez ve kısa zamanda unutulur.
- Eğer öğretmen;
bilgisi, ses tonu, vurgulamaları, kullanacağı çeşitli tekniklerle dersi
dinlenilebilir bir hale getirmezse, öğrenciler kısa zamanda sıkılır,
motivasyonları düşer ve dersten koparlar. Kimi uyuklamaya başlar, kimi resim
yapar, kimi etrafındakilerle konuşmaya başlar, kimisi de sınıfta dersi dinliyor
gibi gözükmesine rağmen zihnen ve ruhen başka yerlere gezmeye gider. İnsanın
ilgi duymadığı konularda dikkatle dinleme süresinin 15-20 dakikayı geçmediği,
dikkati canlı tutmak için sık sık jest, mimik, ses tonu, konu değiştirme gibi
dikkat çeken teknikleri kullanma gerektiği unutulmamalıdır.
- İyi bir
öğretim için, öğretmenin karşısındaki öğrencilerin bilgi, ilgi, ihtiyaç ve
yeteneklerini tanıması gerekir. Sürekli anlatma yöntemi ile ders yapan bir
öğretmen, tanımadığı bir gruba belli bir bilgi sistemini anlatmaya çalışır. Bu,
âdeta karanlığa kurşun atmak gibi bir faaliyet olur. Bu durumda öğrenme büyük
ölçüde tesadüfe bırakılmıştır.
- Bu metot büyük ölçüde kitabî bilgilere
dayandığından, öğrencileri araştırma ve inceleme yapma yerine, kalıp bilgileri
ezberlemeye sevkeder. Tarih boyunca da, bu metodun ortaya çıkardığı en çok
kullanılan öğrenme tekniğinin ezber olduğu görülmüştür.
- Bu metotla
yapılan derslerde öğrencilerle sağlıklı iletişim kurulamıyorsa, dersin anlaşılıp
anlaşılmadığını ortaya koyacak geri bildirimler (feedback) alınamaz ve ders
kontrolü zayıflar.
Anlatım metodunun iyi yönleri:
Tüm eleştirilere
rağmen, anlatım metodunun şu anda eğitim sisteminin her seviye ve dersinde hâlâ
en yaygın olarak kullanılan bir ders verme biçimi olması, onun bazı iyi
yönlerinin de olduğunu göstermektedir. Bunlar kısaca şöyle
sıralanabilir:
- Anlatım yoluyla ders verme metodu her şeyden önce
ekonomiktir. Bir kürsü, bazen bir kara tahta, bir mikrofonla mükemmel bir
öğretim yapılabilmektedir. Öğretmenin derse hazırlanması uzun
sürmeyebilir.
- Her türlü bilgi, gözlem, araştırma ve inceleme bu yolla
öğrencilere aktarılabilir. Burada öğretmenin konuyu iyi bilmesi, bilgi ve
gözlemlerini akıcı bir dille anlatması, gerektiğinde de bazı ders araç ve
gereçlerinden (film, diyapozitif, grafik v.s.) yararlanması mümkündür.
- Bu
metot, en esnek metotlardan biridir. Her derse, her türlü dinleyici grubuna, her
mekâna ve zamana kolaylıkla uydurulabilir. Küçük gruplarla yapıldığında
gerektiğinde bir sohbet tekniğine dönüştürülebilir. Grup büyüklüğü 50-60'ı
geçince de konferans tekniği ile ders yapılabilir. Bazen yüzlerce resimle
anlatılamayacak bir bölge, orayı gezmiş, oralarda yaşamış bir öğretmenin
"ağzından bal damlayan" anlatımı ile tekrar oraları geziyormuş, bazı önemli
olayların içinde yaşıyormuşçasına öğrenilebilir. Burada öğretmen, gerektiğinde
veya ilginin dağıldığını görürse, öğretim plânı üzerinde esnek değişiklikler de
yapabilir.
- Bu metotla dersin akışı, dolayısıyla belli bir sıraya göre
plânlanmış bilgilerin aktarımı kolay olur. Öğretmen fazla zaman kaybetmeden,
konunun özünden ve ciddiyetinden fazla uzaklaşmadan, öğrencilerin dersi
"kaynatmalarına" izin vermeden öğretimin yapılabilmesini sağlar. Sınıf ve ders
kontrolu burada bütün diğer metotlardan daha kolay sağlanabilir.
- Öğretmen
veya dersi sunan kişinin öğrencilerle kuracağı duygusal sıcaklık, coşkulu veya
mantıklı bir anlatım, öğrencilerle kurulan nezakete dayalı bir diyalog, onların
yapıcı olarak derse katılmaları, bazen drama tekniğini kullanarak yapılan bir
anlatım sınıfta çok iyi bir "öğrenme atmosferi"nin oluşmasına ve dolayısıyla
mükemmel bir öğrenmeye yol açar.
- Bu metot, diğer bütün metotlarla
birlikte kullanılabilir. Hattâ gezi, gözlem, laboratuar, proje v.s. gibi
çalışmaların hemen hepsinde yer yer bu metodun kullanılması zorunlu olmaktadır.
Başka bir deyişle, arada bu metodu kullanmadan hiç bir metotla ders yapmak
mümkün olmaz.
Bu metodun diğer olumlu yönleri arasında şunlar da
sayılabilir:
- Konuların kalabalık gruplara sunulmasının en iyi metodu budur
("Geniş Grup Tekniği").
- Bu öğretim metodu sayesinde öğrenciler dikkatlerini uzun
süre bir konuşmaya vermeyi, sabırla dinlemeyi, not tutmayı v.s. öğrenirler.
- Dinleyerek öğrenmeye daha yatkın olan tipler için, bu, en verimli öğrenme
metodudur.
Anlatım metodunun daha etkili olarak kullanılabilmesi için
dikkat edilecek hususlar
Eğer aşağıdaki hususlara dikkat edilirse, her
öğretmenin kullanmak zorunda olduğu bu metot, daha güçlü hale
getirilebilir.
- Bu metodun etkili kullanımı için, öğretmenlerin
kullandıkları dili çok iyi bilmeleri gerekir. Bu nedenle, hangi düzeyde ve hangi
bilim alanında olursa olsun, bütün öğretmenlere çok iyi bir Türkçe öğretimi
vermelidir. Dili, kuralları ve zengin kelime dağarcığı ile öğrenmek yetmez; aynı
zamanda öğretmenin diksiyonu da mükemmel olmalıdır. Telaffuzu, vurgulamaları,
ses tonu gibi özellikleri de mükemmel olmalıdır.
- Dilin iyi
kullanılabilmesi sadece yukarıda sayılan özellikleriyle olmaz; öte yandan canlı,
heyecanlı ve akıcı bir anlatım, gerektiğinde jest ve mimiklerle dilsel anlatıma
yardımcı olabilmelidir.
- Öğretmen derse başlamadan önce, karşısındaki
öğrenci grubunun yaşını, zihinsel seviyesini, bilgi düzeyini, ilgilerini v.s.
öğrenmeli; hattâ bunun için giriş yoklaması yapmalıdır. Ancak burada bir sınav
havası vermeden ve öğrencileri sıkmadan, sadece derse zemin teşkil etmesi için
bir kontrol yapıldığı anlatılmalıdır.
- Gene derse başlamadan önce
öğrencilerin dikkatini, anlatılacak konu üzerine çekecek bir film, fotograf,
grafik gösterimi; problemler üzerinde duran bir giriş konuşması veya öğrencilere
yöneltilecek bazı basit sorularla işe başlanmalıdır. Öğrenme için motivasyon
şarttır ve hattâ iyi yapılmış bir motivasyon çoğu kez zekâ kadar
önemlidir.
- Grup karşısında sadece yere veya havaya bakarak, gözlerini
anlamsız bir sabit noktaya dikerek, sürekli notları ile meşgul olarak ders
yapılmaz. Öğretmen sürekli grubu kontrol etmeli, dersten kopmalar sınıfı veya
dersin akışını rahatsız etmeye başladığı an müdahele etmelidir. Bu müdahele çok
nazik, ama kararlı olmalıdır. Eğer sınıfın çoğunluğu dersten kopmuş ve disiplin
sağlanamıyorsa, orada zaten ders yapılamaz. Böyle durumlarda öğretmen kendi
hatalarını, konuyu veya sınıfın fiziksel atmosferini kontrol
etmelidir.
- Büyük gruplar karşısında ders yaparken gerek öğretmenin
bulunduğu yer gerekse öğrencilerin oturma düzeni de son derece
önemlidir.
- Anlatım metodu ile yapılan derslerde, öğrencilerle mutlaka
güzel diyaloglar kurulmalıdır. Miting meydanlarında bile, politikacıların halkla
kurdukları soru-cevap veya slogan diyalogunun toplantıyı ne kadar
güzelleştirdiği görülmektedir. Daha küçük gruplarda da, arada sorulacak veya
sordurulacak sorularla başlayan diyalog dağılan dikkatleri toplayacak,
öğrencilerin derse ısınmalarını ve düşüncelerini aktifleştirmelerini
sağlayacaktır. Bu şekilde soru-cevap tekniği, öğrencilerin yanlış anlamalarını
da engelleyecek veya yanlış anlaşılabilecek konuları düzeltme imkânı sunacaktır.
Ayrıca, önemle vurgulanmak istenen yerler birkaç kez tekrar
edilmelidir.
- Anlatım yoluyla ders yapan öğretmenin genel kültürü de çok
geniş olmalıdır. Bu, sınıf atmosferinin bozulduğu zamanlarda sınıfın derlenip
toparlanması için veya yeri geldiğinde yapılacak nazik şakalar, fıkralar veya
güncel sorunlar üzerinde birkaç dakikayı geçmeyecek sohbetlerle öğrencinin
tekrar derse hazır hale getirilmesi sağlanabilir. Ancak burada şuna da dikkat
etmelidir: Anlatıım metodunda bir derste anlatılacak konu iyi seçilmeli ve
sınırlandırılmalıdır. Her şeyin bir derste anlatılamayacağı unutulmamalıdır.
Uzmanların önerisi, bir derste 5-9 ana nokta üzerinde durulmasıdır.
- Her
dersin sonunda ya bir değerlendirme konuşması yaparak veya küçük yazılı veya
sözlü yoklamalarla konu derlenip toplanmalıdır. Öğrenciler genellikle sınavlara
yönelik ders dinledikleri için, anlatılan konunun soru haline getirilmesi dersi
daha çekici kılar. Hattâ anlatımın içinde bile, o kısımların ilerde nasıl bir
soru haline getirileceği bahsi açılırsa, bütün öğrencilerin o kısımları "can
kulağı ile" dinledikleri görülecektir.
Bu metotla kullanılan
teknikler:
Konferans, Bazı eğitim çevrelerinde, konferans şeklinde
ders vermenin kötü bir metot olduğu, eğitimbilimi prensiplerine ters olduğu
şeklinde bir kanaat vardır. Hattâ konferans tipi ders anlatmanın ne kadar kötü
olduğunu anlatan kişi de o anda kötü bir konferans veriyor olabilir. Oysa bazı
kişiler yüzlerce kişiyi hiç sıkmadan ve vermek istediği mesajların tamamını
verecek şekilde güzel konferanslar verebilir.
Tecrübe ve gözlemlerimiz,
konferansın kalitesinin önemli ölçüde onu veren kişinin yeteneğine, o andaki
havasına, konuya ve dinleyici kalitesine bağlı olduğunu gösteriyor. İyi bir
konferansçı:
- Anlatacağı konuyu çok iyi bilmelidir. Ancak bu yetmez; çünkü
bazen kendi konusunda uluslararası uzman olan bir kişinin, kendi konularında çok
kötü konferanslar verdikleri görülmüştür.
- İyi bir konferansçı zamanı
kullanmada, topluluk karşısında gezinmede, jest ve mimiklerinde, ses tonunu
kullanmada ve kendisine yardımcı araç-gereçleri kullanmada da usta olmalıdır.
Her öğretmenin tiyatroculuk yönü olmalı, anlattığı şeyi zevkle anlatmalıdır.
Konferans tipi ders üzerinde "Dr.Fox Etkisi" unutulmamalıdır.
- Anlatacağı
konuyu çok iyi plânlamalı, açık ve kısa cümlelerle
konuşmalıdır.
- Konuşması uygun bir hızda olmalı, sesi çok açık olarak
işitilebilmelidir.
- Dinleyicilerin büyük çoğunluğunu her an kontrol
edebilmeli, bunun için bir köşeye, bir gruba değil, her zaman genele hitap
etmelidir. Gerektiğinde ilgiyi çekebilmek için soru sormalı veya soru
sorulmasına izin verip, gelen sorulardan konu ile veya sınıfın geneli ile ilgili
olanları cevaplândırmalıdır.
2) Soru-cevap metodu
Soru sormak her türlü öğrenmenin
başıdır. Kafasında herhangi bir konu hakkında soru oluşturan kişi, artık
meselenin farkına varmış, onun çözüm yolunu aramaya başlamış demektir. Ona,
rasyonel ve bilimsel yolla soruya cevap arama yolu öğretilirse, o problemi güzel
bir metotla çözebilecek demektir.
Soru, her zaman öğretimdeki temel
iletişim araçlarından biri olmuştur. Soru-cevap metodu, başka metotların içinde
ara sıra kullanılan soru-cevap tekniğinden ayrı; dersi baştan sona soru-cevap
tarzında işleme demektir.
Bu metodun tarihte esas kullanıcısı, Antik
Yunan filosofu Sokrates'tir. Onun idealist felsefesine göre, tüm bilgiler
insanın kafasında vardır, ama berrak ve uyanık halde değil, üstü örtülü ve uyur
haldedir. Eğitimin görevi, her insanın kafasında var olan bu bilgilerin üstünü
açmak ve uyandırmaktır. Yoksa, insana daha önce kafasında olmayan bir şey
öğretilemez. Öğretme, sadece soru sorarak yapılmalıdır. Burada öğrencinin
bağımsız düşüncesi pek söz konusu olmamaktadır. Verilen cevaplara göre yeniden
sorular sorarak, insana, hiç bilmediğini farzettiği bilgiler "öğretilir".
Sokrates de, hiç bir şey bilmeyen bir köleye, sadece sorular sorarak karmaşık
bir geometri problemini çözdürmüştür.
Sokrates'in bu metodu nasıl
kullandığına kısa bir örnek, Ek'te verilmiştir.
Ek: Sokrates'in
soru-cevap metodunu kullanması
"... Çılgınca yapılan
şey çılgınlığın, ölçülülükle yapılan şey ölçülülüğün eseridir, değil
mi? Kabul etti. Kuvvetle yapılan kuvvetlice, zayıflıkla yapılan
zayıfçadır, değil mi? Evet. Peki, bir şey hızla yapılmışsa hızlı, yavaşça
yapılmışsa yavaş yapılmıştır, değil mi? Evet. Peki, aynı şekilde yapılan
bir şey, aynı ilkenin; karşıt şekilde yaplılan bir şey de karşıt bir ilkenin
eseridir, değil mi? Kabul etti. Söyle bakalım şimdi, güzel diye bir şey
var mıdır? Evet. Bir güzelin çirkinden başka karşıtı var
mıdır? Hayır. Devam edelim, iyi diye bir şey var mıdır? Evet. Bir
iyinin kötüden başka karşıtı var mıdır? Hayır. Aynı şekilde, seste tiz bir
şey var mıdır? Evet. Bu tizin pesten başka bir karşıtı var
mıdır? Hayır. O halde her karşıtın birçok değil bir karşıtı vardır, değil
mi? Aynı fikirde olduğunu söyledi. Hadi, şimdi üstünde anlaştığımız
şeyleri bir daha gözden geçirelim, dedim. Her karşıtın birçok değil tek bir
karşıtı olduğunda anlaştık, değil mi? Evet. Karşıt bir şekilde yapılan bir
şeyin, karşıt ilkelerin eseri olduğunda da anlaşmıştık. Evet. Çılgınca
yapılan bir şeyin ölçülülükle yapılan bir şeye karşıt bir şekilde yapıldığında
da anlaşmıştık, değil mi? Öyle. Ölçülülükle yapılan şeyin ölçülülüğün,
çılgınca yapılan şeyin çılgınlığın eseri olduğunda da anlaşmıştır. Evet. O
halde bu şeyler karşıt bir şekilde yapılmışlarsa, karşıt bir ilkenin
eseridirler, değil mi? Evet. Oysa biri ölçülülüğün eseridir, diğeri
çılgınlığın. Evet. Karşıt bir şekilde, değil mi? Kuşkusuz. Öyleyse
karşıt ilkenin eseridirler. Evet. O zaman çılgınlık, ölçülülüğün
karşıtıdır. Öyle görünüyor. Peki ama, demin çılgınlığın belgeliğin karşıtı
olduğunu kabul etmiştik, hatırlıyor musun? Evet, dedi. Bir karşıtın tek
bir karşıtı olduğunu da kabul etmiştik. Evet. Öyleyse bu iki savdan
hangisini geri alacağız, Protagoras? Bir karşıtın tek bir karşıtı olduğunu ileri
süreni mi, yoksa bilgeliğin, ölçülülükten başka bir şey olduğunu, her ikisinin
de erdemin parçaları olduğunu, farklı olmakla kalmayıp yüzün parçaları gibi
gerek kendileri gerek özellikleri bakımından birbirine hiç benzemediklerini
ileri süreni mi? Bu iki savdan hangisini geri alacağız, diyorum. Çünkü bunlar,
birbirine uymadıkları ve uyum haline giremedikleri için aykırılık gösteriyor.
Gerçekten de, bir yandan bir şeyin ister istemez birçok değil tek karşıtı olması
gerekirse, öte yandan da, bir şey olan çılgınlığın bilgelik ve ölçülülük gibi
iki karşıtı olduğu ortaya çıkarsa nasıl uyuşabilirler, değil mi? Ne dersin,
Protagoras? İstemeye istemeye benimle aynı fikirde olduğunu söyledi. O
halde ölçülülük ile bilgelik aynı şeydir; demin de doğrulukla dindarlığın hemen
hemen aynı şey olduğunu görmüştük. Hadi Protagoras, yılmayalım, geri kalanları
gözden geçirelim. Doğru olamayan bir iş yapan, eğrilik ederken temkinli
midir? ..."
Soru-cevap yöntemi ile doğrudan öğretim
yapıldığı gibi, bu metodu kullanarak yazılan eserler de vardır. Yusuf Has Hacib'in "Kutadgu Bilik" adlı eseri Sokratvari soru-cevap yöntemi kullanılarak
ve dört kişinin soru-cevap tarzında konuşturulması şeklinde yazılmıştır.
Sormak erkektir, cevap vermek de dişidir. Beynin fikir üretebilmesi için
soru sorarak onu tohumlamak gerekir. Soruyu oluşturmak, bilgiye yarı yarıya
ulaşmak demektir. Bilmeyen soru soramaz. Hattâ bazen kişinin bir konuyu bilip
bilmediği veya ne kadar bildiği, ona sadece soru sordurularak da anlaşılabilir.
Berthold Otto'ya göre, soru soran öğrenci, zihin ve ruhunu bilgi almak için
açmıştır. Öğretmen bu anı çok iyi değerlendirmelidir. Yoksa o zaman veremediği
bilgiyi, çocuğun arzu etmediği bir zamanda zorla vermek durumunda
kalabilir.
Ortaçağlarda soru-cevap, sadece dinî bilgilerin doğru
öğrenilip öğrenilmediğini kontrol amacıyla kullanılıyordu. Bunun için çeşitli
alanlarda sınava hazırlayan soru-cevap tarzında hazırlanmış kitaplar da
çıkmıştı. Tıpkı şimdiki "Kolejlere Hazırlık", "Üniversiteye Hazırlık" kitapları
ve özel dershanelerdeki yetiştirme tarzı gibi.
Günümüzde soru-cevap
yöntemini Sokratvari şekilde uygulayan bir sistem yoktur. Bu şekilde bir
uygulama çok iyi alan bilgisini, sağlam bir mantık yapısını ve diyalektik
yöntemi çok iyi bilmeyi gerektirir.
Sorunun birçok çeşitleri vardır.
Bunları şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:
- En doğruyu seçme
soruları
- Tamamlama soruları
- Hatırlama soruları
- Sentez yaptırma
soruları
- Analizci sorular
- Sentezci sorular (karşılaştırma, karar verme,
sebep-sonuç gösterme v.s.)
Soru-cevap yönteminin şimdiki uygulaması
genellikle tartışma ve yoklama (sınav) şeklinde olmaktadır. Burada diyalogdan
ziyade, çok kişi arasında belli bir konuda sistemli bir fikir alışverişi söz
konusudur. Tartışmayı, bilgili ve gruba hakim olacak şekilde yetkili bir kişinin
yönetmesi gerekir. Bu metot ayrı bir başlık altında
incelenecektir.
Soru-cevap yönteminin faydaları:
- Öğrencinin
başkalarını dinlemesini; bunlara karşı kendi fikirlerini üretme ve bunu nazik,
mantıklı, etkili bir tarzda söylemesini sağlar. Kişinin ifade etme gücünü
geliştirir; öğrenci düşüncelerini belli bir tertip ve düzene göre hür olarak
ifade etmeyi öğrenir.
- Öğrencinin derse aktif olarak katılmasını sağlar.
Bütün eğitim tarihi boyunca sorunun zihni uyarıcı, tohumlayıcı, mayalayıcı,
doğurtucu gücünden yararlanılmıştır. Sorular hem öğrencileri düşünmeye sevketmiş
hem de öğretimi disipline etmiştir.
- Öğrenciyi güdüler, sosyalleştirir;
ona öğrendiklerini uygulama ve yorumlama imkânı verir.
- Sınıf içinde hem
öğretmenle hem tartışma arkadaşlarıyla sağlıklı iletişim kurmayı sağlar. Soru,
herkesin zihnindeki değişik cevapların, fikir ve görüşlerin ortaya çıkmasını,
bunların demokratik bir biçimde ifade edilmesini; buradan da kişilerin tahammül,
hoşgörü ve çoksesliliğe alışmalarını sağlar. Öğrenci, "başkalarının mantığı" ile
de düşünmeye alışır. Zaten demokratik bir ortam da, çevredekilerin fikirlerini
alarak, onları doğru yorumlayarak karşılıklı işbirliği içinde
olur.
- Kişinin kendi kendini değerlendirmesini sağlar.
- Öğrencinin
hatırlama, yargılama, değerlendirme, karar verme ve yaratıcı düşünmesini
sağlar.
- Öğrenci, kendisine de her an soru sorulabileceği veya söz
düşeceği ihtimali ile dersi veya tartışmayı dikkatle izleme disiplinine alışır.
Öğrencinin derse ilgisini arttırır.
- Öğretmene, sınıf içindeki kişilerin
bilgilerini, bir konuyu kavrama, analiz, sentez, değerlendirme ve uygulama
güçlerini ölçme imkânı verir. Öğretmen, öğretmeye çalıştıklarının doğru
anlaşılıp anlaşılmadığını veya ne kadar öğrenildiğini ancak soru-cevap yöntemi
ile öğrenebilir. Bu şekilde dersin öğrenci seviyesine uygun hale getirilmesinde
de bu metotdan faydalanılır.
- Anlatılan konuların tekrar ve
pekiştirmelerle daha iyi öğrenilmesi sağlanmış olur. Konunun ana çizgilerinin
belirtilmesinde ve önemli yerlerinin vurgulanmasında önemli rol oynar.
Ezberlemeyi de bir parça engellemeye çalışır.
- Soru-cevap yöntemi, her
dersin öğretiminde kullanılabilir. Ayrıca, diğer metotlarla yapılan her öğretim
metodunun mükemmel bir tamamlayıcısı olabilir.
Soru-cevap yönteminin
sınırlılıkları:
- Soru, bir konuyu bilen ve anlamış kişiler için bile,
sıkıcı bir şeydir. Dolayısıyla, hele sınav soruları tarzında yapılan bir ders,
öğrencilerin çoğunluğu için sıkıcı olur. Eğer öğrenci "bilmiyorum"a alışırsa,
sınıfın geneli cevap vermezse veya cevaplamaya (tartışmaya) katılım azalırsa,
dersin kalitesi düşer. Sınıftaki öğretim atmosferi bozulur.
- Sorulara
cevap veremeyen öğrencinin kendine güveni azalır. Zamanla öğrenci bildiği
konularda bile konuşmamaya başlar. Dolayısıyla sınıfta derse aktif katılanların
sayısı düşer; ders de öğretmenin bazı öğrencilerle oynadığı bir tiyatro, sınıfın
geneli de seyirci haline gelir.
- Yukarıdakine bağlı olarak, eğer sınıftan
sürekli yanlış cevaplar gelir veya hiç cevap gelmezse, öğretmenin de kendine
güveni azalır.
- Sorular iyi ifade edilemez ise, anlaşılmaz, kasıtlı ve
yönlendirici olursa öğrencinin serbest düşünmesi engellenmiş
olur.
- Soru-cevap yönteminin en büyük sakıncalarından biri de, konunun çok
fazla dağıtılması, dersin "kaynatılması" ve dolayısıyla programın
yetiştirilememesidir.
Soru-cevap yönteminin iyi kullanımı için neler
yapılmalıdır?
- Soru, dilbilgisi kurallarına uygun olarak sorulmalıdır.
"Niçin", "neden", "nasıl", "kim", "ne zaman" gibi soru ekleri ile başlamalı veya
soru ekleri ile bitmelidir. "Evet-hayır" sorularından kaçınmalıdır. Öğretmen
soru hazırlama ve sınıfta öğrencilerin önünde soru sorma tekniklerini iyi
bilmelidir.
- Soru; kısa, açık, anlam bakımından doğru ve uyarıcı
olmalıdır. Her sorun veya fikir için ayrı ayrı soru sorulmalı, birkaç konuyu
kapsayan genel sorulardan kaçınmalıdır. Belirsiz ve karışık cevaplar düşündüren
bir soru, sınıfta problem çıkartabilir.
- Sorular dağınık olmamalı; dersin
hedefine uygun, tutarlı, konu ile uyumlu olmalıdır. "Merak soruları"ndan
kaçınmalıdır.
- Soru; akla, mantığa, gerçeğe ve bilimsel esaslara uygun
olmalıdır.
- Soru; emir veya telkin mahiyetinde olmamalıdır.
- Soru,
gerektiğinde öğrencilerin dikkatini dersin önemli yerlerine çekmek, dersi
dinleyenlerin derse yönelmelerini sağlamak, dikkatsiz öğrencileri uyarmak ve
disiplin sağlamak amacıyla da kullanılabilir.
- Öğretmen soru sorarken
esnek olmalı, öğrencileri rahatlatmalı; soru veya cevap anlaşılmadığı zaman,
aynı söyleyiş kalıbıyla değil yeni ifadelerle, soru veya cevap açılmaya
çalışılmalıdır.
- Sorunun cevabı içinde olmamalı; yani soru cevabı belli
etmemeli, telkin etmemeli; öğrencileri düşünmeye, bilgi ve tecrübelerini
yoklamaya sevketmelidir.
- Soru; sorunun içeriği, kolaylığı ve zorluğu
bakımından, öğrencilerin zihinsel ve ruhsal gelişim seviyelerine uygun
olmalıdır. Öğrencinin seviyesinin altında veya üstünde sorular sormamaya özen
göstermelidir.
- Soru-cevap yöntemi dersi mekanikleştirmemeli, öğrencileri
ezbere sürüklememelidir. Öte yandan soru-cevap yöntemi zaman israfına yol
açmamalı; dersi "kaynatacak", öğrencileri kutuplaştıracak uygulamalardan
kaçınmalıdır.
- Soru, bir öğrenciye veya belli bir öğrenci grubuna değil,
sınıfın bütününe yöneltilmeli ve sınıfın tamamından cevap beklenmelidir. Cevap
verme safhasına mümkün olduğu kadar çok öğrencinin katılması sağlanmalı,
sınıftaki öğrencilerden mümkün olduğu kadar çok sayıda cevap almak
hedeflenmelidir.
- Cevaplar aceleye getirilmemeli, "kerrat cetveli
sorgulaması" yapılmamalı; öğrencilerin düşünüp cevap hazırlaması için yeterli
bir zaman (wait time) bırakılmalıdır. Öğrenciler cevaba zorlanmamalı,
sıkıştırılmamalı, "manevî işkence" yapılmamalıdır. Aynı zamanda "evet" veya
"hayır" gibi kısa cevaplar isteyen savcı sorgulamasından da
kaçınmalıdır.
- Soru veya cevaplar çok tekrarlanmamalıdır. Bu, öğrencilerin
ilgisini dağıtır.
- Öğrenciler de soru sormaya isteklendirilmelidir. Soru
formüle etmenin, dersin anlaşılmasını kolaylaştırdığı, derse olan ilgiyi
arttırdığı unutulmamalıdır.
- Soru kadar, verilecek cevabın da açık ve net
olması sağlanmalıdır. Tahminî cevaplar çıkaracak soru
sormamalıdır.
- Sorulara verilecek cevaplarda, öğrencinin kişisel fikir ve
tutumlarının sergilenmemesi, belli bir dinî veya ideolojik sistemin propaganda
edilmemesi sağlanmalıdır.
- Cevabın tek öğrenci tarafından verilmesi
sağlanmalı, koro halinde veya "her kafadan bir ses çıkarak" cevaplândırmalara
imkân verilmemelidir.
- Eğer isim söylenerek öğrenciden cevap istenecekse,
öğrenci numarasına göre baştan veya sondan başlayıp sırayla gitme yerine,
rasgele seçim yapılmalıdır.
- Bu metot kullanılırken öğrencileri sınıf
huzurunda utandırıcı, mahcup edici, onur kırıcı durumlara düşürmekten kaçınmalı;
bilakis "iyi", "güzel" gibi sözler veya notlarla öğrenci ödüllendirilmeli; bu
şekilde daha sonraki soru veya cevaplara katılmaları teşvik edilmelidir.
3) Tartışma (discussion) metodu
Tartışma, iki ve/veya daha
çok kimsenin herhangi bir konuyu karşılıklı konuşarak, birbirini dinleyerek,
eleştirerek, gerektiğinde sorular sorarak incelemesine dayanan bir öğretim
yöntemidir.
Tartışma, bir öğretim metodu olarak tarihte çeşitli
dönemlerde çeşitli öğreticiler tarafından başarıyla kullanılmış, hattâ eğitim
tarihinde bu metodun öğretisi bile yapılmıştır.
Antikçağ Yunan
toplumunda ve özellikle Atina'da Sofistler, öğrencilerini tartışmada kendi
iddiasını karşı tarafa kabul ettirecek tarzda yetiştiriyorlardı. Ortaçağda
Doğuda ve Batıda dinî bilimler ağırlıklı bir öğretim yapıldığı ve çoğu dinî
konuda da çeşitli taraflar arasında tartışmalar çıktığı için, eğitim sistemleri
de yetiştirdikleri kişileri bu tartışmalarda üstün gelecek şekilde hazırlamaya
gayret etmişlerdir. Bunun için Batının Gramer, Retorik ve Diyalektik dersleri;
Doğunun ise Meâni, Bediî ve Beyân dersleri Ortaçağ üniversitelerinde ve
medreselerinde yer almıştır.
Günümüzde ise, gerek eğitim içinde
öğrencinin faaliyetlerine ve görüşlerine yer verilmesini isteyen akımlar gerekse
toplumsal yönetim alanında çoğulcu demokratik yapılar egemen olduğu için,
çocukların daha okulda iken tartışma yoluyla görüşlerini karşı tarafa kabul
ettirmeye alıştırılması önem kazanmıştır.
Çağımızın kitle iletişim
araçları ve özellikle televizyon vasıtasıyla birkaç kişinin katıldığı küçük grup
tartışmalarından büyük grup tartışmalarına ("açık oturum", "meclis" gibi
adlarla) rastlanmaktadır. Bu yayınlar da tartışma metodu ile ders yapmayı teşvik
etmektedir.
Tartışma, gene Ortaçağlarda özellikle tasavvuf eğitiminde
sıkça kullanılan "sohbet" metodundan farklıdır. Sohbette, öğretmen konumundaki
bir kişinin belli konularda tek taraflı olarak anlatımı vardır. Sorular onun
izin verdiği ölçüde belli bir edeble sorulur veya hiç sorulamaz.
Tartışmanın soru-cevap metodundan farkı, soru-cevap metodunda öğretmen
ile öğrenci arasında sınırlı konularda ve kısa süreli bir bilgi aktarımı
olurken, tartışmada çok daha geniş katılımla eşit düzeydeki kişilerin belli
konuları geniş olarak konuşması söz konusudur. Bu açıdan tartışma metodu
soru-cevaptan daha hür ve kapsamlıdır. Karşılıklı açıklamalar, çözüm önerileri
v.s. ile daha eğitseldir. Tartışma metodunda soru-cevap gene vardır, ama değişik
bir tarzda. Buradaki soruların da -aynı soru-cevap metodunda olduğu gibi- çok
iyi bir şekilde ortaya konması ve cevapların da net ve güzel olması
sağlanmalıdır.
Tartışma metodunu kullanmanın ön şartları ve
sınırlılıkları
Eğitim ortamlarında tartışma metodunu kullanmanın bazı ön şartları ve sınırlılıkları vardır.
- Tartışma metodunda ilk ön şartlardan birisi, eğitim ortamındaki oturma düzenidir. Herkesin birbirinin
ensesini seyrettiği ortamlarda tartışma olmaz. Sağlıklı tartışma yapabilmek için
herkesin birbirinin yüzünü görmesi şarttır. Bunun için yuvarlak veya at nalı
(yarımay) biçimi oturma sağlanmalıdır. Sıra dizili sınıflarda konuşmak için
ayağa kalkmak veya geri dömek de burada gereksiz olur.
- Tartışma her
sınıfta ve her derste veya konuda uygulanamaz. İlkokulun ilk sınıflarında veya
çok kalabalık sınıflarda (25 kişiden fazla) bu metot kullanılmamalıdır. Çok
kalabalık ortamlarda bir tartışma grubu seçilerek geri kalanlar dinleyici
konumuna geçebilirler. Aynı şekilde matematik, gramer gibi kuralları net olarak
ortaya konmuş veya bilimsel olarak kesin geçerli konularda tartışma açmak da
abes olur. Öğretmen "tartışılabilir" ve öğrencilerin ilgisini çeken bir konu
seçmelidir. Yapay, öğrenciler arasında gereksiz kırgınlıklara neden olabilecek,
kişisel konulara kayabilecek, katılanları bilimsel esaslardan uzaklaştıracak
konular seçmekten kaçınmalıdır.
- Tartışmada mutlaka bir yönetici
bulunmalıdır. Yönetici olmadan yapılan tartışmalarda kontrol kısa sürede
kaybolur; yapılan işin eğitsel değeri kalmaz. Yönetici arada sırada konuyu
toparlamalı, konudan uzaklaşmaları ve gereksiz zaman kayıplarını önlemeli,
tartışma sonunda ulaşılan sonuçları özetlemeli ve rapor haline getirmelidir.
Yönetici olmazsa veya iyi bir yönetim gösteremezse, toplantı kısa sürede
istismar edilebilir; gevezelik, laubalilik, dedikodu yapılmaya başlanır; veya
hiç olmazsa yüzeysel bir muhabbet konuşmasına dönüşebilir. Hem tartışma
ortamının sessizliğini sağlamada hem de uzun ve anlamsız konuşmaları
gerektiğinde nazik bir şekilde sona erdirmede, tartışma yöneticisine büyük işler
düşmektedir.
- Tartışma, karşılıklı güven içinde olmalıdır. Hem yönetici
(öğretmen) ile tartışmaya katılan öğrenciler arasında hem de öğrencilerin kendi
aralarında tam bir güven olmalı ve bu güven tartışma boyunca da sürdürülmelidir.
Eğer tartışmayı yöneten öğretmen, tartışmaya katılanları azarlıyor, konuşma
isteklerini reddediyor, bazılarını alaya alıyorsa, rahat bir tartışma ortamı
olmaz. Aynı şekilde öğretmen her konuşmayı yargılıyor, her soruya cevap vermeye
kalkıyorsa, gene tartışma yürümez. Tartışma demokratik bir tarzda değil de
otoriter bir tarzda yönetiliyorsa, metot hedefine ulaşamaz.
- Tartışma
metodunu etkili olarak kullanmanın bir başka önşartı, tartışmanın eşit düzeyde
kişiler arasında yaptırılmasıdır. Farklı eğitim ve kültür düzeylerinden
kişilerin katıldığı tartışmada, kısa sürede bir grup diğerini baskı altına alır;
karşılıklı bir fikir alışverişi olmaz. Böyle bir durumda bazı kişiler kendini
gösterme havasına girebilirler.
Tartışma metodunun
faydaları
- Tartışma, birlikte yaşamanın getirdiği bir şeydir.
İnsanların toplumsal hayatını geliştirir; onlarda yardımlaşma ve arkadaşlık
duygularının ilerlemesini sağlar.
- Çocukları, daha sonra yetişkin birer
üye olarak katılacakları demokratik toplumun tartışmalarına hazırlar.
Katılanlara, tartışma sanatını öğretir.
- Çocukları karşıt düşünceleri
tahammül ve hoşgörü ile karşılamaya alıştırır. Bu arada çocukların eleştiri
yapma ve eleştirileri hoşgörü ile karşılama yetenekleri de gelişir. Öğrenci
kendini kontrol etmeyi, disiplinli davranmayı öğrenir.
- Çocuklarda
sorumluluk duygusu geliştirir; kendi haklarını nazik bir şekilde savunmayı
öğretir. Kişilere, haklı oldukları konularda bile kırıcı olmamayı, nazik olmayı
öğretir. Tartışma grupları içinde öğrenciler aidiyet, arkadaşlık, dayanışma gibi
yüksek sosyal duyguları öğrenir ve geliştirirler.
- Tartışma,
öğrencilerin dil gelişimlerini sağlayan en iyi metotlardan biridir. Öğrenci bu
metot sayesinde hem karşısındakilerin konuşmasını doğru anlamayı hem de kendi
duygu, düşünce ve deneyimlerini en doğru ve etkili şekilde anlatmayı
öğrenir.
- Bu metot, bir öğretmenin öğrencilerini tanımasının en doğru
ve etkili yollarından biridir. Tartışmaya katılan öğrenciler hem bilgilerini hem
de zeka ve diğer birçok ruhsal ve sosyal yeteneklerini berrak bir şekilde ortaya
koyarlar.
- Tartışma metodu, geleneksel derse bir canlılık getirir.
Burada herkes gönüllü olarak derse katılmaya ve kendini ortaya koymaya çalışır.
Geleneksel metotlardaki öğretmenden öğrenciye doğru tek yönlü ve otoriter bilgi
akışı yerine, çocuktan çocuğa çok yönlü ve demokratik haberleşme ve bilgi akışı
sağlanmış olur.
- Tartışma metodu, öğrenme ilkelerine uygudur. İlgi
uyandırma, alıştırma, pekiştirme gibi öğrenme ilkeleri burada sıkça
kullanılmaktadır. Konuyu çözümleme, kavrama, yorumlama, problem çözme gibi
noktalarda öğrencilere yardımcı olur.
Tartışma metodu uygulamasında
dikkat edilecek hususlar
- Tartışma başlamadan önce yönetici
mümkünse tartışmaya katılanları tek tek tanıtmalı, konuyu, tartışmada herkesin
uyması gereken kuralları (söz alarak konuşma, konuşma süresine uyma,
başkalarının sözlerini kesmeme, konudan uzaklaşmama, nezaket kurallarına uyma
v.s.) açıklamalıdır. Tartışmacıların kişiliklerle değil fikirler ve sorunlarla
uğraşmaları istenmelidir.
- Tartışmanın konu ve yönetiminin öğretmen
merkezli mi, yoksa öğrenci merkezli mi (serbest) olacağı baştan
belirlenmelidir.
- Tartışılacak konu büyükse, daha önceden alt gruplar
oluşturarak mini tartışmalar yaptırmalı; konunun bütünü üzerindeki tartışma daha
sonra sınıfın geneli önünde yaptırılmalıdır.
- Sınıf tartışmalarında
bütün öğrencilerin tartışmaya katılmaları, hattâ eşit oranda söz alarak
katılmaları sağlanmalıdır.
- Tartışmanın tıkandığı, konunun dağıtıldığı,
nezaket kuralları dışına çıkıldığı durumlarda, öğretmen soracağı bazı sorularla kontrolu tekrar eline almalıdır. Tartışmanın bilimsel ölçüler dışına çıkmamasına
dikkat etmelidir.
- Tartışma konuları önceden verilmeli ve öğrencilerin
tartışmaya kaynak eserlerden hazırlanmaları sağlanmalıdır.
- Tartışma
giriş-gelişme-sonuç gibi safhaları olan bir plân izlemeli; tartışma sırasında
önemli hususlar (tartışmanın amacı, ana sorunlar, tartışma süresi v.s.) tahtaya
yazılmalıdır.
- Tartışmadan çıkarılabilecek sonuçlar veya grupların ana
görüşleri, tartışma etapları arasında ve en sonunda öğretmen tarafından ortaya
konmalıdır.
- Tartışma genelde yetişkinlerin yapabileceği bir iştir.
Eğer ilk ve ortaokul düzeyinde bu metot kullanılmak isteniyorsa ya -ödev olarak
verilen- okumaveyayalı bir ön hazırlıktan veya bir gözlem gezisi, bir film
seyretme, bir deney yapmadan v.s. sonra yaptırmalıdır.
Tartışma
metodunu kullanan teknikler
- Münazara: Birbirine zıt görüşler
içeren bir konuda iki farklı grup oluşturulur ve her grup kendi görüşünü belli
zaman birimleri içinde tarafsız bir dinleyici grubuna anlatır. Amaç, kendi
tarafının görüşlerini doğru, diğer tarafınkileri yanlış göstermektir. Dinleyici
grup alkışlarla tartışmanın akışını etkilemeye çalışırken, tartışmacıları
çeşitli yönlerden tek tek değerlendiren ve kazanan tarafı açıklamaya yetkili bir
jüri vardır. Burada tartışmalar fazla bilimsel olmaz; daha ziyade söz ustalığı
ve hazır cevap olma gibi özellikler öne çıkar. Ancak gene de öğrenciler herhangi
bir münazaraya, uzun süre kaynakları tarayarak ve bilgi toplayarak
hazırlanırlar. Öğrenci hem kendi tezini hem de karşı tezi iyi bilmelidir. Eğer
öğretmen münazarayı sınıfta düzenlemiş ise, daha sonra karşıt görüşleri topluca
değerlendirecek bir sınıf çalışması da yapmalıdır.
- Sempozyum: Önceden
belirlenmiş ve hattâ yazılı olarak tartışmaya katılacaklara duyurulmuş bir konu
üzerinde, uzman kişiler tarafından konunun değişik yönlerinin genelde 15
dakikalık sunumlar olarak büyük dinleyici kitleye sunulmasıdır. Oturuma
katılacak kişiler 5-6 kişi olabilir. Uzman kişilerin sundukları ve çoğu zaman
yazılı olarak da düzenleme kuruluna verdikleri konuşmalarına "tebliğ" denir.
Bazı sempozyumlarda tebliğlerin hepsi yazılı olarak sunulmaz, o anda özet olarak
verilebilir. Daha sonra sempozyum kitabı içinde ayrıntılı olarak yayınlanır.
Bazı sempozyumlarda da bir kısım tebliğler "poster tebliğ" olarak, düzenleme
komitesinin belirlediği bir yerde panolara asılır. Sempozyum esnasında tebliğler
üzerinde tartışma olmaz. Ancak daha sonra, tebliğlerin sunulması bittikten
sonra, o oturuma katılanlarla bir panel (veveyaha doğrusu forum) düzenlenerek,
dinleyicilerin sorularına cevap verilebilir. Bu anda grup üyeleri arasında
tartışma da yapılabilir.
- Panel: Panel, Belli bir konunun uzmanlarının
(3-5 kişi), bir yöneticinin başkanlığında o konuyu derinliğine işlemeleridir.
Eğer uzman kişiler yoksa, panele katılanlar iyi bir ön hazırlıktan sonra, âdeta
bir uzman bilgisi ile tartışma yapmalıdırlar. Buradaki tartışmalar, herkesin
konuyu çeşitli açılardan ele almaları ve samimi bir havada tartışmaları şeklinde
olur. Münazara grupları farklı masalarda oturdukları halde, panel grubu tek
masada oturur. Sınıfta panelvarî tartışmalarda öğretmenin panel yöneticisi
olması iyi olacaktır.
- Kollekyum (Zıt panel): İki gruptan birinin
sadece soru soran, diğerinin ise cevap veren rollerini üstlenmesi ile olur.
Genelde soru soran grup, dinleyicilerden olur; cevap veren grup ise uzmanlar
kuruludur. Soru soran grup da daha önce konu üzerinde bir hayli hazırlık
yaparlar. Sorular genelde dinleyici grubun o konudaki ilgi ve ihtiyaçlarına göre
şekillenir. Sınıfın yarısı soru soran, diğer yarısı da cevap veren grubu
oluşturabilir, veveyaha küçük gruplar oluşturulabilir. Soruların ve cevapların
belli bir konuda olması gerekir. Eğer iyi düzenlenirse, öğrencilerin ilgisinin
canlı olduğu bir ders yapılabilir. Tehlikesi ise, çalışkan birkaç öğrencinin
gerek soru gerekse cevap gruıbunda aktiviteyi ele alarak diğerlerinin pasif
kalmasıdır.
- Forum: Küçük bir grubun belli bir konuda geniş bir kitleye
uzman bilgisi aktarması (panel) ve daha sonra da dinleyicilerden gelecek
sorulara cevap vermesidir. Dinleyicilerin soruları bazen kısa sözlü soru olarak
alınır. Ancak bu arada uzun açıklamalar yapılarak konu dağıldığı için, forum
yöneticisi soruları yazılı olarak alır ve hangi kişinin konu alanına giriyorsa o
kişiye vererek kısaca cevaplandırılmasını sağlar. Sık sık forum toplantıları bir
geniş grup tartışmasına dönmektedir.
- Açık oturum: Biçim olarak panele
benzeyen bu toplantı biçiminde, kişilerin tebliğvari sunuları yoktur. Konu
üzerinde çeşitli defalar söz alarak konuşabilirler. Eğer açık oturuma katılanlar
sayısı geniş tutulursa veya söz hakklı vermede herkese eşit davranılmazsa, sık
sık hoş olmayan ve kontrolü zor durumlar meydana gelebilir.
- Beyin
(veya buluş) fırtınası: Belli problemleri çözmede herkesin buluş yapma gücünden
faydalanılmak için uygulanan bir tekniktir. Meselâ, kurban etlerinin nasıl daha
yararlı hale getirileceği noktasında herkes fikrini söyler ve bunun
uygulanabilir olup olmadığı tartışılır. Burada "fırtına gibi" yeni görüşler
sunulduğu için bu adı almıştır ve problem çözme metodunu destekleyen
tekniklerden biridir. Gerek tekliflerin gerekse onları değerlendiren
konuşmaların rasyonel temellerde ve bilimsel bilgilerle yapılması sağlanmalıdır.
Beyin fırtınası tekniği içinde de bazı teknikler vardır.
- Büyük grup tartışması: Televizyonlarda çok sayıda kişinin, öğretimde
ise bütün sınıfın katıdığı tartışma gruplarına verilen ad. Yönetici burada belli
bir düzen içinde isteyen herkese eşit oranda söz vermeye, arada sırada konuyu
özetlemeye dikkat etmelidir.
- Kısa süreli tartışma grupları: Öğrenciler belli sayıda gruplar oluşturur ve belli konular üzerinde
herkes grup sayısı kadar dakika konuşma yapar. "Vızıltı 22" iki kişilik bir
gruptur ve ikişer dakika konuşurlar; "Vızıltı 55" beş kişilik bir gruptur ve
beşer dakika konuşurlar v.s. Bu teknikte çok büyük gruplar
oluşturulmaz.
- Fikir taraması: Belli bir konuda 4-9 kişilik gruplar
oluşturarak grup üyeleri arasında bir fikir taraması yapmaktır. Dersin herhangi
bir noktasında, sınıfa canlılık getirmek için ciddî veya mizahî konularda kısa
süreli fikir taramaları yaptırabilirler.
- Seminer: Bir grubun belli bir
konuda ön çalışmalar yapıp bunu bir dinleyici kitlesinin önünde tartışma yöntemi
ile sunmasıdır. Bu şekilde yapılan derslere de "Seminer" adı
verilmektedir.
4) Problem çözme metodu
Tabiat içinde insanı diğer
canlılardan ayıran en önemli özelliklerin başında, onun karşılaştığı problemleri
akıl, bilgi ve tecrübelerini kullanarak çözebilmesi gelir.
Her çevre ve
her devir, insanın karşısına yeni problemler çıkartır. Her yaşın, cinsin,
mesleğin v.s. ayrı problemleri olur. Problemler maddî olur, manevî olur; sosyal
olur, psikolojik ve bireysel olur.
Tarihin her devrinde, her coğrafyada
insanlar karşılaştıkları problemleri kendilerine has yöntemlerle iyi veya kötü
çözmüşlerdir. Problemler ve insanlarda onu çözme gücü olmasa, insan uygarlığı
olmazdı. İnsan topluluklarının karşılaştıkları problemleri çözme biçimlerine
"kültür" denmiştir. İnsanlar bazen problemi kendi metotlarıyla çözmeye
çalışırken, bazen de başka toplum ve insanların çözüm biçimlerini benimseyip
uygulamaya başlamışlardır. Bu nedenle, bütün insan toplumları arasında bir
kültür yayılması ve buna bağlı olarak bir kültür değişmesi her dönemde var
olagelmiştir.
İnsanlar arasındaki cinsel ilişkiler ve çocukların
büyütülme ve yetiştirilmesi, çok değişik aile çözümlerinin bulunmasına neden
olmuştur. Güvenlik sağlama, çeşitli şekillerde "devlet" denilen organizasyonla
sağlanmıştır. Motorlu taşıtların artması ve şehirlerin kalabalıklaşması
otoyolların ve trafik kurallarının uygulanması ile çözümlenmiştir. Şehirlerde
çok sayıda insan birikince, tek katlı evler yerine çok katlı gökdelenler
yapılmıştır v.s.
İnsan, hayatta karşılaşacağı problemleri soğukkanlı
olarak karşılamalı; azim ve cesaretle, bilimsel metot ve teknikler kullanarak
onları çözmeye çalışmalıdır. Bu nedenle okullarda, hemen her dersteki konular,
problem çözme metoduna uygun olarak, problem çöze çöze anlatılmalı; öğrencilere
problem çözme metot ve teknikleri öğretilmelidir.
Problem çözme metodu
ile öğretim yaklaşımı, aslında bilimsel araştırma metotlarını işaret etmektedir.
Burada John Dewey'nin "yapıcı ve yaratıcı düşünce" modeline göre, problem
çözmede şu ana aşamalar esas olmalıdır.
Öğrenci, tabiattaki ve sosyal
hayattaki problemleri algılayabilmelidir. Problemlerin farkına varmayan kişinin
onun üzerinde düşünmesi ve çözümler üretmesi mümkün değildir. Öğrenciye,
problemleri buldurma alıştırmaları yaptırmalıdır. Meselâ, trafikteki problemler,
çevre kirlenmesi problemleri, öğrencilerin okuldaki problemleri, gençlik
problemleri v.s. üzerinde sık sık taramalar yaptırılmalıdır.
Ortaya konan
problemi bütün boyutları ile anlamaya çalışma. Öğrenci gerek teorik olarak
kitaplardan ve kaynak kişilerden gerekse gözlem olarak çevreden, problem
hakkında bilgi toplamalıdır. Problemi iyice anlamadan, sınırlandırma ve
tanımlamasını yapmadan onun üzerinde çözüm üretemeyiz.
Sorun anlaşılıp
tanımlandıktan sonra, problemi doğuran faktörler bulunmaya çalışılır. Problem
neden kaynaklanmaktadır, hangi nedenler problemi ne kadar etkilemektedir? Bu
konuda çeşitli hipotezler geliştirilir.
Bu hipotezlerin doğruluğu
bilimsel araştırma yöntemleri ile test edilir. Problemin kaynağı olan faktörler
tespit edildikten sonra, problemi çözebilecek bazı öneriler (çözüm yolları)
geliştirilir. Bunların problemi ne kadar çözdüğü gene bilimsel tekniklerle
ölçülmeye çalışılır. Bunun için, çözüm değişik örnek ve durumlar içinde yeniden
değerlendirilir.
Öğretmenler, problem çözümünde yazılı kaynaklardan ve
kaynak kişilerden yararlanma aşamalarını öğrenciye öğretirken, çözümü mutlaka
buralarda aramamaları gerektiğini de öğretmelidirler. Çünkü her problemin
kendisine has yönleri vardır. Bir yerdeki veya eski dönemlerdeki hazır
reçetelerin, bu problemin çözümünde uygulanamayacağı veya tam uyumlu olmayacağı
iyi anlatılmalıdır. Her problem kendi zamanı ve kendi şartları içinde ele
alınmalıdır.
Problem çözme metodunun sakınca ve
sınırlılıkları
- Öğrenciler, bazı problemleri algılayacak veya doğru
algılayacak olgunluğa erişememiş veya o tür şartlar içinde yaşamıyor
olabilirler.
- Problemin çözümü için gerekli kaynaklar ve araç-gereç
bulunmayabilir. Öğrencilere maddî bir takım külfetler yükleyebilir.
- Problemin çözümü için çok zaman ve emek gerekebilir ve elde edilen sonuç bunlara
değmeyebilir.
- Tabiat ve fen bilgisi derslerinde kolay uygulanmasına
rağmen, bazı derslerde uygulanması mümkün olmayabilir. Eğer doğru uygulanmazsa,
çok ters sonuçlar verebilir.
- Bu metotda, öğrenmenin değerlendirilmesi
zordur.
Problem çözme metodunun faydaları
- Öğrenciler,
ilerde karşılaşacakları problemleri, bilimsel metotla nasıl
çözümleyebileceklerini öğrenirler. Problemleri nasıl algılayıp, onlar üzerinde
nasıl düşüneceklerini (akıl yürütmeyi, en isabetli kararı seçmeyi, sebep-sonuç
ilişkilerini düşünmeyi) bir alışkanlık olarak kazandırır. Öğrencileri,
"zan"larıyla değil bilgileriyle hareket ettirmeye alıştırır.
- Öğrenciler ders kitaplarının dışındaki yazılı kaynaklara ve kaynak kişilere
ulaşmayı öğrenirler. Çok çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgilerin doğruluğu,
karşılaştırma yöntemi ile bulunmaya çalışılır.
- Öğrenmeye karşı ilgi ve
istek uyandırır. Öğrenci eğer iyi çalışır ve sağlam bilgilere ulaşırsa,
cesaretle bir takım önerilerde bulunur, hipotezler geliştirir.
- Öğrenci
bir grup çalışmasına hazır hale gelir; yardımlaşma ve başkalarının görüşlerinden
faydalanmayı öğrenir.
- Öğrencinin aktif olarak katıldığı, bilgi ve
duygusal öğrenmenin bir arada olduğu bir öğretim metodudur.
- Öğrencilere kendine güven ve sorumluluk kazandırır. Öğrenciler plânlı ve düzenli
çalışmaya alışırlar.
- İnsan, başarıları kadar hataları üzerinde de
yükselmeyi öğrenmelidir. Öğrenci nerelerde hata yaptığını anlamalı ve onu bir
daha yapmamayı bu metot içinde sık sık öğrenecektir.
Problem çözme
metodunun iyi kullanımı için neler yapmalıdır
- Önce, öğrencilerin
bir takım bireysel, toplumsal ve bilimsel problemler karşısında duyarlı olmaları
sağlanmalıdır. Bunun için öğrencilerin kendilerinin, ailelerinin, yakından uzağa
toplumum çeşitli kesimlerinin problemleri karşısında heyecanlanmaları, bunları
bütün boyutlarıyla algılamaları, bunlar üzerinde düşünmeleri
sağlanmalıdır.
- Problemin farkına varan öğrenci bunu bilimsel metotlarla çözebilmek için nasıl sınırlayacağını ve tanımlayacağını
öğrenmelidir.
- Problem tanımlandıktan sonra yazılı kaynaklardan ve
kaynak kişilerden bilgi toplanmalı, çözüm için uygun araç-gereçler
hazırlanmalıdır.
- Öğretmen baştan sona öğrenciye rehberlik etmeli, sıkıştırğı her noktada ona gerekli yerdımları sunabilmelidir.
Problem
çözme metodunda kullanılan teknikler:
- Deneme-Yanılma: En çok
başvurulan tekniklerden biridir. Eğer bilgi ve tecrübe eksikse, yeterli
araştırma ve inceleme vakti yoksa, problem iyi tanımlanmamış, sınırlanmamış veya
üzerinde fazla düşünülmemişse, bu teknikle çözülmeye çalışılır. Eğitsel değeri
yoktur. Ancak, eğer bir probleme sınama-yanılma yoluyla çözüm aranacaksa, mümkün
çözümler arasından en isabetlisini seçme yolu da öğretilmelidir.
- Tümevarım: Adeta keşfetme yoluyla öğretimin metodudur. Tabiattaki birçok
varlıklar ve olaylar dikkatli bir şekilde gözlemlenir. Bunlar arasındaki
benzerlikler ve farklılıklar bulunur. Daha sonra benzerliklerden, "soyutlama"
veya "genelleme" denilen tekniklerle genel kurala veya yasaya ulaşılır. Bunun
için önce benzer olayları sistemli bir şekilde gözlem yolu öğretilmelidir.
Sistemli gözlem sonuçları analiz ve sentez yoluyla yeni işlemlerden geçirilir.
Bu işlemler sonucu, olaylar veya varlıklar arasındaki genel yasayı ortaya
çıkartır. Çocuklara, hazır bilgiler vermek yerine bu şekilde keşfettirme çok
daha doğru olacaktır. Hayat Bilgisi, Fen Bilgisi, Geometri, Dil Bilgisi gibi
derslerde tümevarım metodu sıkça kullanılmaktadır. İlköğretim safhasında soyut
kavramlar hazır olarak verilmeden önce, çocuklara uzun uzun örnekler vererek o
kavrama ulaştırmak gerekir. Matematik, geometri, fizik, kimya, bir takım yüksek
manevî kavramlar ancak bu yöntemle rahat öğretilebilir. Bugüne kadarki bilimsel
bilgilerin çoğuna tümevarım tekniği ile ulaşılmıştır.
- Tümdengelim:
Tümevarım tekniğinin tersidir. Daha önceden ulaşılmış bazı genel yasalar veya
kurallar, formüller çocuğa verilir ve bunu birçok tekil olaya uyugulaması
istenir. Herhangi bir olayın genel yasaya uygunluğu zihinsel olarak kontrol
edilir. Öğretimde tümdengelim tekniği mümkün olduğunca geç kullanılmalıdır.
Çünkü bu teknik tamamen soyut kavramlardan ve bilimsel yasa ve formüllerden
hareket eder. Meselâ, üçgenin içaılarının toplamının 180 derece olması kuralı
genel bir kuraldır ve bütün üçgenleri kapsar. Bunun temeli olarak önce çocuğun
kafasında soyut üçgen kavramını ve değişik açı kavramlarını
yerleştirmelidir.
- Benzer bilimsel araştırma tekniklerinden yararlanma:
Dünyanın değişik yerlerinde binlerce bilim adamı değişik nesneler ve olguları
bilimsel yönyemlerle inceliyorlar. Biz de yakın çevremizde bilimsel araştırmalar
yaparken, daha önce bu alanda benzer bilimsel araştırmalar yapılıp
yapılmadığını, yapıldı ise hangi teknikler kullanıldığını ve ne gibi sonuçlara
ulaşıldığını bilmeliyiz. Eğitimde genellikle daha önce yapılmış deney ve
araştırmalar özetlenir ve kısaca sınıf huzurunda da yapılmaya
çalışılır.
5) Gezi-Gözlem metodu
Gözlem metodu, her çocukta var olan
araştırmaya eğiliminin değerlendirilmesi olarak ortaya çıkmıştır.
Eğitim-öğretimde gözlem, varlık ve olayların kendi tabiî ortamlarında plânlı ve
amaçlı olarak incelenmesi demektir.
Psikoloji bilimi gözlemi, dikkatin
dış dünyadaki olay ve varlıklara yönelmesi olarak tanımlamaktadır.
Gözlem
metodu genelde eğitsel ders gezileri olarak da adlandırılır. Çünkü çoğu kez
öğrencileri fabrika, müze, kütüphane, çeşitli devlet kurumları, dağ, orman, göl
gibi yerlere götürerek oralarda doğrudan gözlem yaptırılarak bilgi toplanabilir.
Bunun yanında gözlem sınıflarda da yapılabilir. Sınıfa getirilecek bir kuş, bir
maden parçası, bir model, bir tablo, film vs. incelendikten sonra gözlem
sonuçları alınabilir.
Öğretimde daha fazla duyuyu etkileyen metot daha
iyi olduğuna göre, yapılacak gözlemlerin öğrencilerin daha fazla duyusuna hitap
etmesi sağlanmalıdır. Bu itibarla -metodun adı gözlem olmasına rağmen- göz
yanında başka duyularla da bilgi sağlanmaya çalışılmalı; göze, kulağa, koku
almaya ve dokunmaya yönelik gözlemlere de önem vermelidir. Daha çok duyuyu
etkileyen gözlemin, gözlemcilerin daha fazla ilgisini çektiği ve daha kalıcı
öğrenme yaşantısı sağladığı bilinmelidir. En sağlam ve unutulmayan bilgilerin
doğrudan doğruya nesnelerden ve olaylardan sağlandığı unutulmamalıdır. Gözlem
yoluyla öğrenciler, olay ve nesneleri gerçek biçimleriyle doğru olarak
öğrenirler.
Gözlem, öğretimi kitaba bağımlılıktan ve sınıf atmosferinden
kurtarmakta, daha kalıcı yaşantılar sağlamaktadır. Gözleme katılan duyu
organlarının fazlalığı nispetinde, öğrenme yaşantısının kalıcılık oranı da
yüksek olacaktır.
Gözlem çeşitleri
Gözlemler; "tabiî gözlem",
"kontrollü gözlem" olarak iki tür olarak sınıflanabileceği gibi; "sürekli
gözlem", "bir kez yapılan gözlem"; "basit gözlem", "sistematik gözlem" gibi
çeşitli şekillerde sınıflanabilmektedir. Süresine, yapıldığı yere, sayısına ve
araç-gereç kullanma ihtiyacına göre de sınıflandırma yapılabilir.
Tabiî
gözlemde, bir olay nesne veya varlık, kendi ortamında oluşu esnasında incelenir.
Kontrollü gözlemde ise gözlemcinin müdahalesi sözkonusu olup, buna "deney" de
denir.
Sürekli gözlem, periyodik kontroller olarak tanımlanabilir. Bir
olay veya varlık belirli zamanlarda sürekli olarak izlenmekte ve bundan sonuç
çıkarılmaktadır. Meselâ, meteorolojik gözlemler, bitki gelişiminin incelendiği
gözlemler bu tasnife girmektedir. Bu türde gözlem konusu olan durum hakkında
genel yargıya varabilmek için, periyodik olarak yapılan sürekli gözlemlerden
hareket edilmekte, toplanan bu bilgilerin ışığında genel yargıya varılmaktadır.
Bir kez yapılan gözlemde ise, gözlem konusu olan durum veya varlık bir kez
incelenmektedir. Meselâ, hücrenin yapısını incelemek, fabrika gezisi, baraj
incelemesi gibi etkinlikler bu türe özgü gözlemlerdir. Bazı olaylar sık sık
cereyan etmediği için, meselâ bir ay veya güneş tutulması gözlemi de bu gruba
girebilir.
Rastlantılara dayalı, tekrarlanması aynı şartlarda
gerçekleşmeyebilen ve standart bir tekniği bulunmayan gözlemler basit
gözlemlerdir. Bu tür gözlemler özellikle sosyal bilimciler tarafından sosyolojik
araştırmalarda kullanılmaktadır. Bu tür gözlemde, gözlemin güvenliği açısından,
araştırmacının gözlem yaptığını hissetirmemesi şarttır. Aksi durumda gözlenen
olaydaki kişilerin davranışlarında samimi olmamaları ve taraflı davranma söz
konusu olabilmektadir. Bu tür bir gözleme araştırmacının kendinin katılması
durumunda, kimliğini gizlemesi veya kendinin katılmaması, dışardan izlemesi
gereklidir.
Sistematik gözlemde standart araçlarla toplanan bilgiler
değerlendirilmektedir. Bu tür gözlem basit gözlemden daha geçerli ve
güvenilirdir. Çünkü gözlemcinin elinde araştırmaya başlamadan hangi noktaları
inceleyeceğine dair bir yol gösterici bulunmaktadır. Sosyal araştırmalarda
kullanılan "monografi"ler sistematik gözlem sayılmaktadır.
Gözlem ferdî
olarak yapılabileceği gibi, küme çalışması veya büyük grup çalışması olarak da
yapılabilir. Büyük grup çalışması olarak plânlanan gözlemler daha kapsamlı olup,
bir ders gezisi veya demonstrasyon yöntemiyle birlikte düşünülebilir. Ferdî
gözlem yapabilecek kişinin bağımsız olarak iş yapabilme gücünün ve plânlı
programlı çalışabilme becerisinin olması gerekmektedir. Sınıf olarak yapılan
bazı gözlemlere "eğitici gezi" de denilmektedir.
Aslında gözlem, deney,
gösteri, yaparak-yaşayarak öğrenme metotları içiçe girmiş bulunmaktadır.
Gözlem metodunun faydaları
- Öğrencilerin
kapalı kapılar ardından, sınıfın sıkıcı havasından kurtuldukları için, sevinerek
katıldıkları ve doğrudan bilgi ve tecrübeye ulaştıkları bir eğitim
ortamıdır.
- Öğrencinin birçok duyu organı devreye sokulduğu için, daha
sağlam ve kalıcı bilgiler oluşturulur.
- Kullanım alanı çok geniştir; hemen
her derste gezi ve gözlem metodu ile işlenecek birçok konular
bulunmaktadır.
- Bu metot kullanıldıkça, okul-çevre ilişkisi daha iyi
gelişir. Çevredeki birçok insan okul ve öğrencinin faaliyetlerini tanır. Okulun
öğrencileri da çevrelerini daha iyi gezme, gözleme ve öğrenme fırsatı
bulurlar.
Gözlem metodunun sınırlılıkları
- Bazı durumlarda
gözlem gezisi yapılacak yerler için ilgili makamlardan izin almalıdır. Üstelik
eğer o bölgede tehlikeli durumlar varsa, gerekli güvenlik önlemlerinin de
alınması gerekebilir. Gözlem yerine gidiş-geliş konusunun da önceden ayarlanması
gerekir. Bazen uzun öğrenci kuyruklarıyla şehir içinde bir takım yerlere
gidilmesi, istasyonda dolaşılması, kırlara çıkılması, bir takım fabrikaların
gezilmesi bir dizi önlemin alınmasını gerektirebilir.
- Öğrencilerin gidiş
gelişleri ve gözlemleri sırasında kargaşa çıkmaması için çok ayrıntılı bir
organizasyonun yapılması gerekir. Eğer bu yapılmazsa, faaliyetin pedagojik
değeri sıfıra inebilir.
- Gözlem yeteneği, öğrencinin yaşı arttıkça
gelişir. Gözlemde algı ve dikkatin gelişmesi çok önemlidir. Bunu geliştirmek
için yazma, çizme vs. Şeklide sürekli alıştırmalar yapılmalı; öğrenciler gözleme
kişisel olarak da hazırlanmalıdır. Öğretim düzeyi arttıkça gözlem ve gözlemle
yapılacak işlerde ayrıntıya gidilebilir, yorumlar yaptırılabilir.
- Gidiş
gelişler de zaman alacağı için, bu metodu kullanacak öğretmenin çok ince bir
plânlama yapması, zamanı çok dikkatli kullanması gerekir. Bunun için, gezi
yapılacak yer veya konu hakkında önceden ayrıntılı bilgi sahibi olunmalı, hattâ
önceden bir kez görülmeli, gözlem sırasında gerekli ses ve fotograf kayıtları
alınmalı, mümkünse numuneler toplanmalı ve bunlar daha sonra sınıfta yeniden
değerlendirilmelidir.
Gözlem metodunun daha iyi kullanımı için
ilkeler
- Gözlem yapılırken şunlara dikkat edilmelidir: Gözlenecek
varlık veya olay kendi şartlarında olmalıdır. Gözlemin amaç veya amaçları
olmalıdır. Gözlem plânlı yapılmalıdır. Plânsız gözlemin bilgi oluşturması çok
zordur. Büyük bilimsel buluşlarda plânlı gözlemin yeri büyüktür.
- Gözlem
plânının öğrencilerle ve hattâ velilerle birlikte yapılması, plâna öğrencinin ve
velisinin katkısının sağlanması gereklidir. Öğrenci katılımı, öğretmenin
ilgisinden çok öğrencilerin ilgilerine yönelmeyi sağlayacak ve öğretmenin
önemsiz gördüğü fakat, öğrenciler için anlamlı olan birçok ayrıntının ele
alınmasına yarayacaktır.
- Gözlemin plânlama aşamasında öğrencilerin
gözlem konusuna ilgisinin çekilmesi şarttır. İlgi çekmeyen öğrenmelerin kalıcı
olmadığı biliniyor. Plânlama esnasında, gözlemin hangi aşamasına daha çok dikkat
edileceği belirtilmelidir. Öğretmenlerin yapılacak gözlemle ilgili ön
araştırmalar yapmaları, hattâ öğrencilere yaptırmadan kendilerinin önceden bir
kez gözlem yapmaları faydalıdır.
- Bir gözlem plânında; gözlem tarihi ve
süresi, gözlem yeri, gözlemin amacı, neyin veya nelerin gözleneceği, -gözlem
gezisi ise- hangi vasıta ile gidilip-gelineceği, gözleme kimlerin katılacağı ve
gözlemin nasıl yapılacağı gibi hususların bulunması gereklidir.
- Gözlemin
bir gezi ile birlikte olmasının gerektiği durumlarda, amacın dışına çıkılmaması
gereklidir. Gezi içeren gözlemlerde disiplin problemleri olabilir. Bu sebeple
organizasyonun çok iyi yapılması gereklidir. Uzak mesafe gözlemlerinin maddî
külfetinin bulunması da ayrı bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
sebeple geziye dayalı gözlemlerde zamanlama ve plânlama diğer gözlemlerden daha
dikkatli yapılmalıdır.
- Gözlem gezisi için başta okul idaresinden izin
alarak, velilere o gün ... yere gözlem gezisine gidileceği bildirilerek, bunun
için gerekli âlet-edevat ve gerektiğinde giysiler bile hazırlanarak, geziye
gidilecek yerdeki yetkililere haber verip onların danışmanlar görevlendirmeleri
sağlanarak v.s. çok sağlam bir şekilde işe başlamalıdır.
- Öğrenciler,
gittikleri yerlerde neye dikkat edeceklerini, neyi gözleyeceklerini iyi
bilmelidirler. Yoksa gözlem gezisi alelade bir gezi, bir zaman kaybı şekline de
dönüşebilir.
- Gözlem sonunda gözlem sonuçlarını görmeye yönelik bir
değerlendirmenin yapılması esastır. Bu yapılırken gözlem sırasında tutulan
notlar, toplanan materyaller, alınan fotograf veya filmler, ses kayıtları v.s.
ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Gözlem sırasında öğrencilere not tutturma
alışkanlığı kazandırılmalıdır. Böylelikle sınıf değerlendirmesinde öğrenci
unuttuklarını hatırlar, görmediği hayal unsuru şeyler eklemez. Bu değerlendirme
sırasında öğrencilere gezi-gözlemi anlattırma, yazdırma, resmini yaptırma,
modelini, haritasını çizme v.s. yaptırılabilir.
6. Laboratuar metodu
Öğrencilerin
bilgilerini gözlem ve deneyler yaparak kazandıkları, teorik bilgileri pratik
olarak uyguladıkları bir metotdur. Günümüzde fen derslerinin yanı sıra sosyal
derslerde de kullanılmaya başlanan bu yöntem, öğrencilerin el becerilerini
geliştirirken, bir yandan yapılacak işi idare kabiliyeti kazandırmakta, bir
yandan da analiz, sentez ve gözlem becerilerini
artırmaktadır.
Öğrencilerin öğretim konularını laboratuar veya özel
donanımlı dersliklerde bireysel veya gruplar halinde gözlem, deney,
yaparak-yaşayarak öğrenme ve gösteri gibi tekniklerle araştırarak öğrenmelerinde
izledikleri yoldur.
Laboratuar yöntemini ve bu arada kullanılan gözlem,
deney ve gösteri gibi teknikleri belirtmek için bazen "sezgisel metotlar"
kavramı da kullanılmaktadır. Şöyle ki, eşyalardan başlayarak, duyular yoluyla
yapılan öğretime "sezgisel öğretim" denir. Bu sezgisel öğretimi gerçekleştiren
laboratuar yöntemi ve onun içinde kullanılan gözlem, deney ve gösteri
tekniklerine "sezgisel yöntemler" denir.
Laboratuar metodunu
kullanmanın faydaları
- Laboratuar yöntemiyle öğrenci deneyin nasıl
düzenleneceğini, neler yapılacağını ve deneyin nasıl sonuçlandığını görür.
Öğrenci, bilgi elde etme sisteminin içinde yaşar. Bütün bu aşamalarda aktif olan
öğrencidir.
- Yöntemin duyulara hitap etmesi ve birçok duyunun
kullanılmasını sağlaması öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır. Bilimsel bilgi
kazandırmanın ilk aşaması olan bu yöntemde öğrenciler bilgiyi (bu bilginin
önceden keşfedilmiş olması öğrenci açısından pek önemli değildir) keşfederler.
Bu keşfedici yaklaşımla öğrenci, problem çözmede ve bilimsel çalışmalarda yeni
mesafeler kat etmektedir.
- Öğretimde bireyselliğe yer verir. Öğrenme
kuvvetli ve etkili olur. Öğrenilenlerin unutulmaması ve gerektiğinde hemen
uygulanabilmesi veya kullanılabilmesi özellikleri vardır.
- Yöntemin el
becerilerini geliştirmesi, araştırmayı teşvik etmesi, öğrencileri aktif hale
getirmesi, bilimsel ilgi uyandırması, yaratıcı düşünceyi geliştirmesi, yapılan
yanlışlıklara anında müdahalenin söz konusu olması gibi başka olumlu yanları da
vardır.
Laboratuar metodunu kullanmanın
sakıncaları
- Ekonomik değildir; gerek laboratuarların kurulması,
temrin malzemelerinin temini gerekse gözlemler oldukça fazla maliyete sebep
olur. Birçok deneyde malzemeler öğrencilere aldırılmakta, gezi masrafları
öğrencilerden istenmektedir.
- Zaman bakımından da ekonomik değildir. Bilgi
aktarılması ve konuların işlenmesi (müfredatın yetiştirilmesi), meselâ bir
anlatma metodundaki kadar hızlı olmaz.
- Becerisi az olan veya çekingen
olan öğrencilerin katılımı sağlanamayabilir. Bu nedenle deneyin birçok
safhalarında öğrenci ürkek ve korkak davranır.
- Az sayıda öğrenciye
çalışma imkânı verir. Okulların laboratuar imkânları, temrin malzemeleri ve
daha önemlisi ders programını yetiştirme zamanı laboratuar metodunu rahat
kullanmak için yeterli değildir. Bu nedenle öğretmenler ya kendileri veya becereikli bazı öğrencilere birkaç gösteri deneyi yaptırarak işi kapatma yoluna
giderler.
- Bilgiye değil beceriye daha fazla ağırlık verir. Öğrencilerin
yapılan deneylerden sonuç çıkarmasından çok deney ortamını hazırlaması,
öğretmene yardım etmesi gibi hususlar ön plâna çıkabilir.
Laboratuar metodunu kullanırken dikkat edilecek hususlar
- Bu metot, laboratuar
tecrübesi çok olan, bu konuda değişik teknikleri kullanabilen öğretmenlerin
rehberliğinde uygulanmalıdır.
- Laboratuar metodu plânlı yapılmalı ve
ünitenin bu tür çalışmaya elverişli olup-olmadığı tespit edildikten sonra
çalışmanın hedefleri belirlenmelidir. Hedef belirlemesi sonrasında öğrenciler
haberdar edilip ne tür işlemler yapılacağı öğrencilerle birlikte plânlanmalıdır.
- Kullanılacak araç ve gereç, öğrencilerin yardımıyla veya okul
imkânlarıyla temin edilmelidir.
- Laboratuar çalışmasının tehlikeli
olması söz konusu ise güvenlik tedbirleri alınmalı, çalışmanın kimlerle veya
hangi öğrencilerle yapılacağı belirlenmelidir.
- Laboratuar çalışmasının
değerlendirmesinin nasıl yapılacağı ve nasıl sonuç çıkarılacağı plânda yer
almalıdır. Çıkan sonuçtan genelleme yapılacaksa bu durum da plâna
yansıtılmalıdır.
Laboratuar metodunda kullanılan
teknikler
a) Gözlem Tekniği: Gözlem daha önce bir metot olarak da
işlendiği için burada bir teknik olarak fazla üzerinde durulmayacaktır. Ancak
her türlü deney, hem başlangıçta birçok dikkatli ve sistemli gözlemlere dayanır
hem de deney veya gözteri sırasında çok iyi bir gözlemci olmalıdır. Yani
laboratuar metodunda baştan sona gözlem tekniği kullanılmaktadır.
Bilim
adamı olmak, ilkönce çok iyi bir gözlemci olmak demektir. Öte yandan
öğretmenlikte, ticarette, politikada, güvenlikte; yani sosyal hayatın hemen her
alanında başarılı olmak için, öncelikle çok iyi bir gözlemci olmalıdır. Bu hem
olayları değerlendirmede, hem bilgiye ulaşmada hem de tam zamanında doğru
kararları almada, kişilere büyük bir avantaj sağlar.
b)
Deney Tekniği: Deney gözlemin kontrollü olarak yapılan ve istenildiğinde sunî
ortamda defalarca tekrarı mümkün olan bir biçimidir. Deney, gözlemin ileri
safhasıdır. Deneyde araştırmacı olayın içinde yer aldığı için, olayın gidişine
müdahale edilebilir. Gözlemde bu mümkün olmayıp, sadece izlemekle
yetinilmektedir.
Tabiatta var olan bir olayın kendi şartlarında
incelenmesine "gözlem" demiştik. Deneyde tabiattaki bir olay, durum veya varlık
araştırmacının oluşturacağı şartlarda incelenmektedir. Bu şartlara basit olarak
"laboratuar ortamı" da denmektedir. Deneyde bir varlığın öğelerine
ayrılması ve ayrılan bu öğelerin birleştirilerek yeniden varlık haline
getirilmesi mümkündür. Bilinmeyen bir şeyi bulmak, bir ilkeyi, bir
varsayımı sınamak amacıyla yapılan eylem veya işleme "deney" adı
verilir. Deney sonuçlarına göre prensipler çıkarılabilir. Hipotezlerin
doğru veya yanlış olup, olmadığı ispatlanabilir.
Öğretimde yapılan
deneyler genel olarak iki çeşittir.
- Öğretmen deneyleri
- Öğrenci
deneyleri.
Öğretmen deneyinde, öğrenci pasif ve seyirci durumundadır. Bu
tür deneylere "gösteri" de diyebiliriz. Deneyde kullanılacak malzemenin kısıtlı
veya pahalı olması, yapılacak deneyin çok güç veya tehlikeli olması durumlarında
öğretmen deneyleri bir zorunluluktur. Bu tür deneylerde öğrenci aktivitesini
sağlamak için, öğrencilerden deneyin tehlikesiz aşamalarında faydalanılabilir.
Öğrenci deneyleri yaparak-yaşayarak öğrenmede önemli sayıldığı için,
öğretimde en çok tercih edilmesi gereken deney türüdür. Burada öğrenci aktiftir.
Öğrenci deneyleri bedenî ve zihnî hareketlilik sağlamaktadır.
Öğrencilere çok basit deneylerden başlamak şartıyla sürekli deney
yaptırılmalıdır. Öğrenciler deneye teşvik edilmeli, onlara deneyin önemi
hissettirilmeli ve deney plânları yaptırılmalıdır. İmkânların elverdiği ölçüde
her öğrenciye deney yaptırılmalıdır. Deneyin kullanılacak malzemesinin
kısıtlılık durumunda öğrencilere sırayla aynı deney yaptırılabilir. Bu durum
otomatik kontrolü de sağlamaktadır. Öğrencilerin yaptıkları deneylerde başarısız
olmaları durumunda deneyin öğretmen tarafından tekrarlanması ve olumlu sonucun
öğrencilere gösterilmesi gereklidir.
Bu iki tür deneyin dışında analiz
ve sentez deneyleri yapılmaktadır.
Analiz deneylerinde bütünü
parçalarına ayırmak, sentez deneylerinde de parçalardan bütüne ulaşmak söz
konusudur. Suyun ayrıştırılması veya güneş ışığının prizmadan geçirilerek
renklere ayrılması analiz deneyidir. Hidrojen ve oksijenin birleştirilerek
tekrar su elde edilmesinde ve prizmadan geçirilen güneş ışınlarının tekrar
tayftan geçirilerek güneş ışınına dönüştürülmesinde ise sentez deneyi söz
konusudur.
Deney en güvenilir bilimsel metotdur. Öğrencinin kendi
kendine öğrenmesine yardımcıdır. Bilimsel düşünmeyi sağlar. Öğrencilerin
keşfedici yetişmelerine yardım eder. Deney metodunun kullanılmasıyla öğretim
konusu sıkıcı olmaktan çıkar. İlkokul Hayat Bilgisi ve Fen Bilgisi dersleri
deneyler ile işlenmelidir.
Deney
- Bilimlerde gerçekleri bulmak
için kullanılır,
- Olaylar, olgular arasındaki bağlantıları ve bu
bağlantılarla ilgili yasaların açıklanmasını mümkün kılar,
- Öğretim
çalışmalarında birer varsayım olarak kabul edilen bilim yasalarının doğruluğunu
ispatlamak için kullanılır,
- Öğretimde bilinen gerçeklerin tam olarak
anlaşılmasını sağlar.
Deneyin bir plân dahilinde yapılması ve plânda şu
öğelerin bulunmasına dikkat edilmelidir.
- Deneyin konusu,
- Deneyin amacı,
- Deneyin kim tarafından yapılacağı,
- Deneyin ne zaman yapılacağı,
- Deneyde
kullanılacak araç ve gereçler,
- Deneyin nasıl yapılacağı,
- Öğrencilerin
yapacağı yardım ve etkinlikler (varsa),
- Sonucun yazılması ve
değerlendirilmesi.
İlkokullarda muhteva derslerinde gözlem ve deneylerin
yapılması teşvik edilmiştir. Bu konuda programda şu açıklamaya yer
verilmektedir: "Çocuklar; Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Fen Bilgisi alanında
bitki ve hayvanların yetiştirilmesi, beslenmesi yönünden okul ve uygulama
bahçesinde gözlemler ve deneyler yapıp yazmak, çeşitli fen araçlarının
kullanılmasıyla ilgili denemeler yapmak, bu maksatla ilgili kitapları okumak,
resim ve grafikleri incelemek, koleksiyon için öteberi toplamak veya toplanan
şeyleri düzenleyip etiketlemek..." durumundadırlar.
c) Gösteri
(demonstrasyon) tekniği : Laboratuarda öğretmen veya yardımcıları
tarafından bir deneyin veya başka işin örnek olarak yapılması ve öğrencilerin
bunu seyretmelerine denir. Burada birtakım filmler, resimler, slaytlar, harita
ve modeller v.s. de kullanılabilir.
Gösteri tekniğinde aktif olan
öğretmendir. Öğrenciler dinleyici ve seyirci durumdadırlar. Bu tekniğin
anlatımdan farkı, burada birçok âlet kullanılarak bir deney veya iş
yapılmaktadır. Anlatımdan ziyade yapılanlar önemlidir. Öğrencileri dikkat ve
ilgileri başarılı bir şekilde çekilebilir.
Bu teknik sadece fen
derslerinin laboratuar metodu ile işlenmesi sırasında değil, gösterip yaptırma,
model olma veya gösterme, rol oynama, drama gibi şekilleri ile sosyal bilimlerde
ve diğer derslerde (müzik, spor, resim v.s.) de başarı ile kullanılabilir. Bu
konuda o derslerin özel öğretim metotları kısmına bakılabilir.
7. Örnek olay incelemesi metodu
Son zamanlarda hemen bütün
öğretim kademelerinde, ama özellikle öğretimin seviyesi arttıkça daha çok
kullanılan bir metot olmaktadır. "Case-work", "case-study", "case-method" da
denilen bu metot, sık sık simülasyon oyunu, karar veya plan oyunu gibi
teknikleri kullandığı için, bu tekniklerin adı ile de anılmaktadır.
Örnek
olaylar görsel, yazılı birçok kaynaktan derlenebilir. Öğrenciler veya öğretmen,
bir trafik kazasını, bir çevre sorununu, bir spor kavgasını veya dostluğunu,
tıbbî veya hukukî bir olayı sözel olarak veya resim, film gibi tekniklerle
sınıfa getirirler. Kısa bir sunumdan sonra öğrenciler bu konu hakkındaki
fikirlerini, yani olayın nedenlerini, gelişimini ve mümkün sonuçlarını ortaya
koyup tartışırlar. Seçilen olay iyi bir olay ise bunun geliştirilip
yaygınlaştırılması yolları, kötü bir olay ise bunun engellenmesi ve düzeltilmesi
yolları hep beraber ortaya konmaya çalışılır.
Hemen her alanda rahatlıkla
uygulanabilecek ve verimli öğretim sonuçları alınabilecek bir metotdur.
Öğrenciler burada problem çözme tekniklerini, işbirliği içinde öğrenme, rol
oynama gibi teknikleri de rahatlıkla kullanabilirler.
Örnek olay
incelemesi metodunu kullanmanın faydaları
Hayata en yakın öğretim
metotlarından biridir. Günlük hayattaki birçok olay etrafındaki sosyal, kültürel
ve bilimsel eğitim-öğretim bu metot yardımıyla kolaylıkla
yapılabilir.
Öğrencilerin hepsi bir konuda veya olay üzerinde yoğun bir
zihinsel çaba gösterirler; bilgi ve tecrübelerini burada uygulamaya koymaya
çalışırlar. Soyut düşünceler burada pratiğe, uygulamaya
dönüştürülebilir.
Bağımsız düşünme, orijinal fikir üretme ve bunu ortaya
koyma ve tartışma özellikleri gelişir.
Öğrenciler, sorunları tartışarak
çözme yeteneği geliştirirler.
Örnek olay incelemesi metodunun olumsuz
yönleri
Eğer örnek olaylar iyi seçilmez veya iyi ortaya konmaz ise,
olaydaki çatışma ve tartışmalar sınıfa da aktarılabilir. Olaylar öğrenci
seviyesine uygun seçilmez ise (meselâ ilkokulda AIDS veya karmaşık bir ticarî
mahkeme gibi), öğrenciler sağlıklı fikir üretemezler ve
tartışamazlar.
Öğrenciler yeterli bilgi ve tecrübelere sahip değil iseler
katılım az olabilir ve değişik fikirler ortaya konamaz.
Örnek olay
incelemesinin iyi uygulanabilmesi için dikkat edilecek
hususlar
- Olaylar iyi seçilmeli, olay içinde sınıfı korkutacak dahşet
sahneleri, tiksindirecek, ahlâkî değerlerini zedeleyecek unsurlar
ayıklanmalıdır.
- Pedagojik olarak tartışılabilecek ve eğitsel sonuçlar
çıkarılabilecek olaylar seçilmelidir. Seçilen olayların öğrencilerin seviyesine
uygun olması sağlanmalıdır.
- Örnek olay mümkünse film olarak, veya resim,
ses kaydı vs. olarak sınıfa getirilmelidir. Olayın doğru aktarılması hususunda
şüphe olmamalıdır.
- Olay güncel olmalı, sınıfın düşünme ve tartışmaya
katılma güdülerini arttırmalıdır.
- Öğretmen olay üzerindeki mümkün
tartışmaları önceden düşünebilmeli, gerektiği yerde konunun dağıtılmasını
engelleyerek, gerektiğinde tartışmaları yumuşatarak konunun eğitsel değerini her
zaman yüksek tutmalıdır.
- Zamandan tasarruf etmek için benzer olayların
başka yerlerdeki gelişimleri ve çözüm yolları üzerinde ön bilgiler hazır
tutulmalıdır. Bunun için herektiğinde öğretmen ve bir grup öğrenci, olay
üzerinde iyi bir ön araştırma yapmalıdırlar.
- Örnek olay üzerine ortaya
konan fikirlerin uygulanma biçimleri de iyi tartışılmalı ve izlenmelidir (Meselâ
trafik kurallarına uyma, hayvanlara eziyet etmeme, çevre sorunların karşı
duyarlı olma gibi).
8. Dramatizasyon Metodu
Sosyal hayat içinde ortaya çıkabilecek
çeşitli durumları, öğrencilerin oyuncu olarak katıldıkları çeşitli sahneler
içinde ortaya koymak ve dersi bunun üzerine bina etmek demektir.
İnsan
hayatında hayalgücünün en hür ve yaşama hakim olduğu dönemler, çocukluk
dönemleridir. İnsanlar, hayatlarındaki en iyi tiyatro oyunculuğunu çocukluk
dönemlerinde yaparlar. Her çocuk mükemmel bir tiyatro oyuncusudur. Örneğini bir
kere gördükten sonra oynayamayacağı rol yoktur. İnsan büyüdükçe rol oynama
alanlarını daraltmaya başlar. Dolayısıyla eğitim-öğretim sırasında da çocukların
bu özelliğinden faydalanmak gerekir.
Drama metodu, çocuk hayatında çok
önemli bir yer tutan oyun yeteneğinin kontrollü bir şekilde eğitim hayatına
aktarılması demektir. Bu metodu iyi kullanmak için öğrencilerin bilgisi kadar
yaratıcılıkları da çok önemlidir.
Dramatizasyon Metodunun Yararları:
- Öğrenciler rol
oynama içinde kendi duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etme imkânı
bulabilirler.
- Başkaları ile daha rahat ilişki kurma becerileri
geliştirirler.
- Öğrencilerin dinleme ve konuşma becerileri
gelişir.
- Tutum ve kavram geliştirmede, sosyal durumları analiz etmede,
toplumsal problemlerin çeşitli boyutlarını görüp çözüm geliştirmede, liderlik ve
yöneticilik özelliklerini ortaya çıkarmada yararlıdır.
- Öğrencileri belli
konularda araştırma yapmaya ve işbirliği içinde çalışmaya sevkeder.
Dramatizasyon
metodunda kullanılan teknikler:
- Informal drama: Belli karakterleri öğrencilerin hazırlık
yapmadan hemen canlandırmaları demektir. Burada bir sınırlandırma yapılmadığı
için tamamen öğrenci yaratıcılığına dayanmaktadır. Burada kostüm ve dekor
gereksizdir. Meselâ, bir trafik kazası, bir hastalık, işsizlik v.s. gibi konular
hemen canlandırılıp üzerine ders anlatılabilecek konulardır.
- Rol oynama
(role playing): Burada da, öğrencilerden kendilerine verilen bir rolü oynamaları
istenir. Ancak burada öğrenci (kitap, filim, ansiklopedi gibi kaynaklardan)
belli bir hazırlık yaparak o rol hakkında kendi kendine bir senaryo geliştirir,
role daha sağlam bir kişilik kazandırır. Meselâ, uyuşturucu kullanma üzerine bir
gösteri yapılacaksa, burada bir dizi ön hazırlığın yapılması gerekmektedir.
Gerekirse uyuşturucu kullananlarla da görüşme yapılabilir.
- Formal drama: Burada öğrencinin oynayacağı rol tamamen öğretmen kontrolünde ve bir yazılı
senaryoya bağlıdır. Oyunda kostüm ve dekor kullanılabilir. Okul temsilleri bu
tip drama tekniğine girer.
- Kukla: Bütün dünyada çocukların en sevdiği
drama türlerinden biri de kuklalardır. Burada kukla, çok değişik teknikler
kullanılarak öğrenciler tarafından geliştirilir ve kişi kuklaların arkasına
saklanarak söylemek istediği birçok sözü, vermek istediği birçok mesajı buradan
verebilir.
- Pandomim: Duygu, düşünce ve olayları sözsüz olarak, sadece el,
kol, yüz ve beden hareketleriyle anlatma demektir. Yemek yeme, yüz yıkama,
trafik v.s. gibi birçok durumlar bu "sözsüz tiyatro" yolu ile de öğrenciye
gösterilebilir.
- Parmak oyunu: Özellikle okul öncesi ve ilkokul döneminde
bazı şiir ve hikayelerin parmak hareketleri ile dramatizasyonudur. Yarım
bırakılmış hikâyeler ("Devamı nedir?"): Öğrencilere belli bir olay bir yere
kadar anlatılır ve ondan sonrasının nasıl devam edebileceği veya etmesi
gerektiği öğrencilere sorulu. Öğrenciler de drama yolu ile o hikâyeyi
tamamlamaya çalışırlar. Birçok davranış geliştirme ve problem çözme olguları bu
teknik içinde rahatlıkla verilebilir.
9. Ev ödevleri Metodu
Eğitim-öğretimde pedagojik değeri sürekli tartışılan,
sınırlanmak ve yasaklanmak istenen ama gene de anne-babalar ve öğretmenler
tarafından vazgeçilemeyen bir başka metot da, ev ödevleri veya genel olarak
ödevlerdir. Öğrencilerin bazen ev ödevleri (homework, Hausaufgaben) bazen de
okul ödevleri (guided study in school, Schulaufgaben) vasıtasıyla ders dışı
zamanlarda da çalıştırılmasına, eğitimin hemen her kademesinde
rastlanmaktadır.
Ödev, öğretmenler tarafından çocukların ders dışı
zamanlarda hazırlamaları için verilen; bazen derse hazırlık ve çoğu kez de
derste öğrenilenleri pekiştirme, genişletme ve tamamlamayı amaçlayan
çalışmalardır. Genellikle yazılı olmakla beraber sözlü ev ödevleri de
bulunabileceği gibi, genellikle bireysel olmakla beraber grup halinde yapılan ev
ödevleri de bulunabilir. Ev ödevlerine evde veya yakın çevrede bulunan birçok
yetkin kişi yardım edebilir, ama kaynak gösterme ve malzeme temininin dışında
öğretmenin doğrudan yardımı pek olmaz.
Ev ödevlerinin çeşitli
fonksiyonları vardır. Bunlar; dersin etkisini arttıran didaktik fonksiyonu,
öğretim amaçlarına ulaşılıp ulaşılmadığını kontrol eden kontrol fonksiyonu,
çocuklarının neler öğrendiklerini anne-babalara bildirmesi bakımından haber
verme fonksiyonu, öğrencilerin kendi aralarında ve anne-baba ve kardeşler
arasındaki ilişkiler kurma açısından komünikasyon fonksiyonu, öğrencileri
değerlendirme fonksiyonu, birçok alıştırmayı ve konu hazırlığını okul dışı
zamanlara atması bakımından öğretmeni rahatlatma fonksiyonu, öğrencileri ders
dışı zamanlarda da kontrol ve disipline etme fonksiyonu gibi görevlerdir. Derse
hazırlık mahiyetindeki ev ödevleri materyal toplama, gözlem, bilgi toplama ve
bunları mukayese etme işine yararken, ders sonrası ev ödevleri konuları
pekiştirme, tekrar etme, sağlamlaştırma, uygulama gibi görevler
üstlenirler.
Ev ödevlerinin etkisi konusunda birçok araştırma yapılmıştır
ve bunlardan değişik sonuçlar elde edilmiştir. Brooks, Amerika'da yaptığı
araştırmada (1916), anne-babaların ilgilendiği, gerektiğinde yardım ve kontrol
ettiği ev ödevlerinin yararlı, ama anne-babaların ilgilenmediği ev ödevlerinin
faydasız olduğunu belirlemişti. Di Napoli'nin 1937'de yaptığı bir araştırmada,
ev ödevlerinin etkili olmasında yaşın en etkili faktör olduğu, yaş arttıkça
ödevlerin daha ciddiye alındığı ve faydalı olduğu tespit edilmişti. Dietz ve
Kuhrt 1960'da yaptıkları araştırmada genellikle ev ödevlerinin çeşitleri
üzerinde durmuş ve kötü ev ödevlerinin öğrencileri daha da kötüleştirdiğini, iyi
ev ödevlerinin öğretimin kalitesini arttırdığını iddia etmişlerdi. Wittmann'ın
1964'de yaptığı "Ev Ödevlerinin Anlamı ve Anlamsızlığı Üzerine" adlı
araştırmada, ev ödevleri verilen deney ve verilmeyen kontrol gruplarının dört ay
sonraki yapılan başarı ölçümlerinde bir fark bulunamamıştı. Eigler ve Krum ise
anne-babalara sordukları sorularda, onların %97'sinin ev ödevlerinin yararlı
olduğunu söylediklerini yazmaktadırlar. Bütün bu araştırmalar, ev ödevleri
konusundaki fikir ve araştırma bulgularının farklılığını
göstermektedir.
Ev ödevlerinin çeşitleri
Çeşitli açılardan
ev ödevlerini gruplara ayırmak mümkündür. Ev ödevlerinin kendi özellikleri ve
öğrencilerin çalışmaları açısından 6 grup ev ödevi sayılabilir:
- Bilgi ve
beceriyi ortaya koyan ev ödevleri
- Bilgiyi genişleten ev ödevleri
- Bilgi ve
beceriyi sistematikleştiren ev ödevleri
- Önceden belli durumlara ve verilen
örneklere göre bilgi ve beceriyi uygulayan ev ödevleri
- Yeni durum ve
örneklere belli bilgi ve beceriyi uygulayan ev ödevleri
- Yeni bilgi ve
malzemeleri işleyen ev ödevleri
Öte yandan ev ödevlerini şekil olarak
çeşitlendirdiğimizde, karşımıza sayfa, paragraf, ünite ve bölüm halinde; konu,
problem, proje halinde; egzersiz, alıştırma, deney halinde; bireysel ve grup
halinde ev ödevleri çıkabilir.
Bir başka ev ödevleri sınıflaması da şu
şekilde yapılabilir:
- Ders kitabını okuma
- Roman, deneme, piyes gibi eserleri
okuma ve özetleme
- Kitap veya kaynak listesi hazırlama
- Radyo-TV programları
yapma
- Müze, tarihî ve turistik yerleri gezme ve rapor etme
- Uzmanlarla görüşme
- Kişisel ve grup halinde bazı projeler geliştirme vs.
Ev ödevleri
metodunun faydaları
- Öğrencilerin öğrendiklerini pekiştirme ve çeşitli
durumlara uygulama imkânı sağlar. Sınıfta yapılan dersi sağlamlaştırı ve
genişletir.
- Öğrencilerin yeni bilgi, beceri ve yararlı alışkanlıklar
kazanmalarını sağlar. Öğrencinin kendiliğindenliğini, yaratıcılığını, görev
yapma bilincini geliştirir. Öğrencide kendi kendini kontrol duygusunu
geliştirir.
- Kalabalık sınıflarda bireysel farkları dikkate alan öğretim
imkânı sağlar (öğretimi ve öğrenme temposunu bireyselleştirir). Tabi bunun için
ev ödevlerinin herkese genel olarak verilmesi değil, öğrencilerin yetenek ve
seviyelerine göre farklı ödevler vermek gerekir. Yavaş anlayan ve yavaş çalışan
öğrenciler açısından iyi bir öğretim faaliyetidir.
- Öğrencilerin ders
dışındaki boş zamanlarını eğitsel ve faydalı çalışmalarla geçirmelerini sağlar.
Aynı zamanda öğrenciye bağımsız olarak çalışabilme sorumluluğunu da verir. Güzel
ve doyurucu ödev yapan öğrencilerde kendine güven ve tek başına iş yapabilme
isteği artar. Aynı zamanda birçok öğrenci arasında iyi bir evde çalışma
arkadaşlığı ve dayanışması da sağlar. Öğrencilerin tertip, düzen, okuma,
inceleme, araştırma, gözlem, özetleme ve rapor etme gibi özellikleri gelişir.
Gerek el becerileri gerekse alıştırma çalışmaları çoğu kez ödevlerle
kazandırılır. Öğrencilere aynı zamanda iyi bir zaman plânlaması alışkanlığı da
kazandırır.
- Öğretmen açısından derse iyi bir öğrenci hazırlığı sağladığı
gibi, aynı zanamda iyi bir öğrenme kontrol aracı da olur.
Ev ödevleri
metodunun sakıncalı yönleri
- Öğrenci için çok zaman harcayan bir
yüktür. Okula karşı isteksiz olan öğrencilerde, ağır ev ödevleri verilerek bu
isteksizlik daha da arttırılabilir. Okula karşı olumlu motivasyonlar
bozulabilir.
- Evde yeterli desteği, danışacak kişisi ve araştırma
malzemesi olmayan öğrenciler açısından büyük bir şans eştisizliği meydana
getirir. Yazısı kötü öğrenciler de burada dezavantajlı duruma
gelirler.
- Öğrencilerde başkalarına bağımlılık yaratır. Başkalarının
yaptığı ödevlerden kopye çekmek, hilekârlık gibi negatif şahsiyet özellikleri
oluşturmaya zorlar. Öğrencinin ödevi ne kadar kendisinin yaptığı her zaman
belirsiz kalır.
- Öğrencinin ev ödevlerine yardım etme, çoğu kez
anne-babaları ağır bir yük altına sokar. Öte yandan eğer sayfalar dolusu ev
ödevi öğretmen tarafından satır satır değerlendirilip hataları veya eksikleri
öğrencilere tek tek gösterilecekse, bu, öğretmen açısından da büyü bir zaman
kaybı demektir.
- Yapılan masraf ve çabalarla mukayese edildiğinde, eğitsel
etkisi oldukça zayıftır. Genellikle başarı notuna katkı yapmadığı veya çok az
katkı yaptığı için de, aslında iyi bir eğitim aracı değildir.
Ev
ödevleri metodunun kullanılmasında dikkat edilecek hususlar
- Ev ödevi,
öğretmenin öğrencileri zorda bırakmak, boş zamanlarını zehir etmek için
verilmemelidir.
- Ev ödevleri mutlaka öğretmenin dersi ile ilgili
olmalıdır. Ya işlediği bazı derslerdeki bilgi ve becerileri genişleten,
uygulayan ev ödevleri olarak veya ilerdeki bazı ders konularına hazırlık olarak
ödev verilmelidir. Öğrenci mutlaka yaptığı ev ödevinin derse olumlu katkısını
görmelidir.
- Ev ödevleri öğrencilerin seviyelerine uygun olmalı, seviye ve
miktar olarak öğrencinin, çevrenin ve kaynakların boyutunu
aşmamalıdır.
- Ev ödevleri öğrencileri birbirinden veya belli kaynaklardan
kopye çekmeye alıştırmamalı, onları araştırmaya, düşünmeye, gözlemler yapmaya ve
bulduklarını iyi sentezleyerek belli bir düzen içinde sunmaya
yaramalıdır.
- Ödev verilmeden önce alıştırmaların çözülebilirliği, araştırma
konularında kaynakların bulunması, ders kitaplarının ve ansiklopedilerin
dışında birçok kaynaktan derlenip işlenebilmesi ve en önemlisi de yapılan
ödevin eğitsel olması, çocuğun gelişiminde bir işe yaraması, ona olumlu
özellikler kazandırmasına dikkat etmeli; ödev çok dikkatli ve ayrıntılı bir
biçimde plânlanmalıdır.
- Bazı alıştırma ödevlerinin sözlü olarak
öğrencilere yazdırılması veya tahtadan not ettirilmesi hatalara neden
olmaktadır. Bu gibi durumlarda ödev konularının öğrencilere bir kaynaktan
çoğaltılarak verilmeleri uygun olacaktır.
- Ödev verilme zamanı ve ödevin
hazırlanması için ayrılacak zaman da çok dikkatli seçilmelidir. Bazen tatillerde
ev ödevi verilmesini anne-babalar istememekte, bazen öğrenciler ödev
hazırlanması için ayrılan sürenin yetersiz olduğundan şikayet etmektedirler. Bir
öğrencinin günlük ödeve ayıracağı zaman konusunda eğitimciler arasında farklı
görüşle bulunmaktadır. Bu konuyu muhakkak ki, ödevin konusu ve miktarı,
öğrencinin zekâ, yetenek ve çalışma temposu, araç-gereç ve yardımcı uzmanların
hazır olması gibi birçok faktör etkilemektedir.
- Ev ödevleri verirken
anne-babaların da desteğini sağlamalı, hattâ onların çocuklarına nasıl yardım
edecekleri konusunda anne-babalara yardım edilmelidir. Çünkü çoğu kez ev ödevi
yapılırken anne-babalar çocuğa değişik şekillerde yardım edecekler ve onun
yaptığnı kontrol edeceklerdir.
- Ev ödevleri öğretmenler tarafından
dikkatli bir şekilde incelenmeli, üzerine eğitici notlar yazılmalı ve
öğrencilere geri dağıtılmalıdır. Eğer bu yapılmazsa, öğrenciler açısından ev
ödevlerinin eğitici değeri büyük ölçüde düşer.
Öğretim teknikleri
Grupla ÇalışmaÖğretmenlerin genel olarak sınıf içerisinde
kullandığı teknikler olup, gruba dahil olan üyelerin(öğrencilerin) kendi ilgi ve
istidatları doğrultusunda topluluk halinde belirlenmiş amaç veya amaçlara
yönlendirilmeleridir. Grup çalışmasının esası her ferdin üzerine düşeni
yapmasıdır. Amaca ulaşabilmek için bu şarttır. Grup çalışmasının özünde
öğrencilerin bir konu veya problemle ilgili olarak birlikte konuşmaları ve çözüm
yollarını aramaları vardır. Bunlaramaçlılık ve planlılıktır. Öğrencilerin bir
hedefe yönlendirilmediği ve planlamanın yapılmadığı durumlarda grup
çalışmalarından yararlanmak mümkün değildir. Grup çalışmaları küçük
gruplarla yapılması durumunda daha etkilidir. Öğrenci sayısının 25-30'u aşması
durumunda grup çalışmasından verim elde etmek zorlaşmaktadır. Eğitim
örgütü olsun, başka örgüt olsun grup çalışması yapılabilmesi için; grubu
yapılandıracak ve onları harekete geçirecek lider şarttır. Eğitim kurumlarında
bu lider genelde öğretmendir. Fakat ideal olan oluşturulan gruptaki öğrenciler
arasından seçilecek liderdir. Grup çalışmasına hem liderin hemde katılan
öğrencilerin hazırlanmaları gerekir. Grup tartışması, bireylerin
öğretme-öğrenme sürecine etkin katılımı, etkili iletişim kurma becerisini,
kubaşmasını&, olayları gözden geçirip, birlikte sonuca ulaşmalarını
sağlayıcı bir yaklaşımdır. Petersen grup çalışmasıyla ilgili
araştırmalarını Jena Üniversitesi'nde uygulamış ve bu çalışmaya Jena Planı
denmiştir. Bu plana göre; "Her öğrenci üç yıllık bir çalışmadan sonra gruba
katılıyordu. Öğrenciler sabit yerlerde oturmuyorlardı. Öğrenci oturma yerini
serbest olarak seçiyordu. Pedagojik duruma göre masalar ve sandalyeler
oynatılabiliyordu. Her türlü ders çalışmasının çıkış noktasını öğrencinin tabii
öğrenmesi oluşturuyordu. Okuldaki bu çalışmalar bu doğal öğrenmeye bağlanıyordu.
Çalışmalar bireysel olarak veya küçük gruplar halinda yapılıyordu. Gruplar da
kurs grupları, seviye grupları ve seçim grupları halinde
ayrılmışlardı." Tartışma bireysel öğretim tekniklerinden farklılık
arzeder. Çünkü öğretmen ve öğrencilerin rolü farklılaşmıştır. Tartışma
yaklaşımlarında öğretmen ya pasif dinleyici konumunda veya koordinatör durumunda
kalmaktadır. Diğer bütün aktiviteler öğrenciler arasından seçilen temsilcilere
yaptırılmaktadır. Grup tartışmasının verimliliği, çalışmaların öğretmen
merkezli olmasına bağlı olmayacak, grup üyeleri arasında kurulan iletişimin
yoğunluğu oranında artacaktır. Planlı ve programlı birer faaliyet olarak
yürütülen grup çalışmaları ve grup üyeleri arasındaki iletişimin sağlıklı olması
tekniğin etkililiğini artıran önemli faktörlerdendir. Grup
çalışmalarında mutlaka bir grup lideri, üyeler ve grup çalışmalarını
belgelendirecek sekreter bulunmalıdır. Eğitim öğretim kurumlarında grup
liderinin grup üyeleri tarafından sıra ile yapılması yeğlenmelidir. Lider,
grubun lokomotifi olup, tartışmayı başlatmakla ve idarenin sevkiyle sorumludur.
Lider, üyelerin tartışmaya etkin katılılımını sağlamaya gayret eder. Bir üyenin
diğer üyelerin konuşma sürelerinden çalmalarına müdahale eder. Tartışmayı
özetler, nitelikli bir tartışma yürütülmesini sağlar. Grup üyeleri hem
güzel konuşma hem de iyi dinleme, dinlediğini anlayıp yorumlayabilme yeteneğine
sahip olmalıdır. Konuşmacı olan üyenin anlaşılır bir dil ile konuşması
karşılıklı iletişim sağlama açısından önemlidir. Etkili bir anlatım ancak konuya
önceden hazırlanmakla mümkün olmaktadır. Konuşmacı konusuyla ilgili yapacağı
sunuyu önceden çalışmalı, prova etmelidir. Sekreter ise grup
çalışmasında alınan kararları not etmekle sorumludur. Tartışmayı yazılı olarak
özetler ve öğretmenin de yardımıyla esas görevi olan tartışma raporunu(tutanak)
hazırlar. Grup tartışması, izleyenler arasından seçilen bazı öğrenciler
tarafından gözlenir. Gözlemci öğrenciler, tartışmanın gelişimini, olumlu veya
olumsuz yanlarını rapor ederler. Tartışma sonunda değerlendirme şarttır. Amaca
ulaşılıp ulaşılmadığının tespiti, yanlışların düzeltilmesi, eksiklerin
tamamlanması; grup lideri, üyeleri veya sekreterya hizmetlerindeki aksaklıkların
belirlenmesi amacıyla değerlendirme şarttır. Grup tartışmasının değerlendirme
aşamasında ; tartışmaya hakim olan(diğer öğrencilerden daha fazla konuşan)
öğrenci olup-olmadığı, yetersiz durumların olup-olmadığı, bütün grup üyelerinin
tartışmaya katılıp-katılmadığı, tartımada yetersiz görülen yerler var ise bu
yetersizliklerin sebeplerinin neler olduğu gibi sorulara cevap aranmalıdır.
Serbest Grup Tartışması, Küçük Küme Çalışması, Panel, Sempozyum,
Münazara, Dramatizasyon, Komisyon Çalışması, Forum, Kollegyum, Çember Tartışması
gibi çalışmalar grup çalışmaları olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmalarla
ilgili ayrıntılı bilgiler kitabın ilgili bölümünde ayrıntılı olarak
verilmiştir. Grup tartışmasına sınıftaki öğrencilerin tamamı
katılabileceği gibi bir kısmı da katılabilir. Grup tartışmasının esası,
problemin çözümyollarını araştırmak, problemle ilgili çeşitli görüşler ortaya
koymak ve nihayetinde grup üyelerinin ortak düşüncelerini ifade etmektir.
Grup çalışmasında iyi verim alabilmek için; tartışma konusu veya
araştırma yapılacak konunun öğrenciler tarafından daha önceden ön bilgilerinin
olması gerekliliği vardır. Öğrencilerin, tanıdığı ve ilgilerini çeken bir konuya
karşı daha büyük bir zevkle çalışma yapacakları bilinmelidir. Tartışılacak
problemin çok uzun tartışma veya olur-olmazla geçeştiriliverecek kadar kısa
olmaması gereklidir.
Grupla tartışmanın yararları:
- Tartışma, istenen nitelikte uygulandığı takdirde
grup içinde ve gruplar arasında etkili bir iletişim kurulup sürdürülmesini
sağlamakta; iletişim yeteneğinin gelişmesine yardımcı olmaktadır.
- Grubun sosyo-kültürel durumuna uygun olarak bilgi ve fikirlerin anlaşılmasını sağlar.
Ortak ve bireysel sorunların çözümlenmesine yardımcı olur; fikir birliğine
ulaşmayı kolaylaştırır.
- Uzman ve danışmanların, problemi betimlemede, yeni problem çözme yolları
önermede yardımcı olmalarını sağlayabilir. 4. Liderlik becerisini
geliştirir.
- Dinleyicilik özelliğini geliştirir.
- Çelişkileri uzlaştırır.
- Yorumlama becerisi geliştirir.
- Bireysel
öğrenme gücü geliştirir.
- Analiz, sentez ve değerlendirme gücü
kazandırır.
- İstendik sosyal becerilerin kazanılmasına ve dengeli insan
ilişkilerinin kurulmasına yardımcı olabilir.
- Demokratik yaşama
alışkanlığının kazandırılmasına yardımcı olur.
İlk kez 1957 yılında
ABD'de Dr. Trump'un ortaya çıkardığı Ekiple öğretim yöntemi de grup
çalışmalarının bir türüdür. Trump, "Okullar gelecekte büyük, küçük gruplar ve
bireysel öğretimle ilgilenen çok geniş etkinlikler etrafında organize
olacaklardır. Etkin bir organizasyon için en önemli husus konunun öğretmen
grupları ve teknik asistanlar tarafından düzenlenmesidir." diyor.
Bu
tanıma göre, grup çalışmasında etkili olabilmek için öğrencilerden daha fazla
öğretmenlerin grup oluşturmaları vurgulanıyor. Öğretmenler ve ekipte yer alacak
diğer ilgililer müşterek bir çalışma ile öğretim faaliyetlerini planlayacaklar,
işleyecekler ve değerlendireceklerdir. Burada "bir elin nesi var, iki elin sesi
var" atasözünden hareket edilmekte ve bir öğretmenin öğrencileri sevketmede
düşebileceği yanılgıların önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Elbetteki 2-3
öğretmenin bir konuda hemfikir olmaları ve öğretim aşamasında bunu icra etmeleri
öğrencilerin başarısını artıracaktır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Leyla
Küçükahmet Öğretim İlke ve Yöntemleri, Ankara: Gazi Üniversitesi Basın-Yayın
Yüksek Okulu Matbası, Yayın no: 137, 1992, s.75-82)
Öğrencileri grup
halinde çalışmaya teşvik etme ve araştırmaya yönlendirme ilkokullarda
uygulanagelmiştir. Bu amaçla küme çalışmaları adı altında faaliyetler
yapılmaktadır. Öğretim programlarında yer alan üniteler işlenirken küme ve sınıf
çalışmaları adı altında öğrencilerin müşterek çalışmalarına imkân
sağlanmaktadır. Bu tür faaliyetler öğretmen tarafından öğrencilerin durumu,
ünitenin özellikleri, okulun imkânları gözetilerek planlanmaktadır. Özellikle
ilkokulun birinci devresinde öğretmenin küme çalışmalarında dikkat etmesi
gereken en önemli husus, öğrencilerin ilgi ve seviyelerinin dikkate alınmasının
gerekli olduğudur. Küme oluşturulurken öğrenci ilgileri, yaşları, seviyeleri
mutlaka dikkate alınmalı; öğrenciler mutlaka bir kümede çalışması için
zorlanmamalıdır.
Küme çalışmaları şu bakımlardan yararlıdır:
- Çocuk ilgi ve ihtiyacına uygun bir konuyu öğrenmek için kendi isteğiyle
bir kümede görev aldığından daha çok istekle çalışır.
- Bir
kümenin üyesi bulunmaktan ve kümeye yararlı olmaktan ötürü kendine güveni artar,
kıvanç ve mutluluk duyar.
- Sorumluluk yüklenme, iş başarma, düşünme,
kıyaslama, konuşma, tartışma, inceleme, araştırma, dinleme, eleştirme...
yetenekleri daha çok gelişir.
- Hayat boyunca baş vuracağı öğrenme yollarını
kazanır.
- İncelenen konuyla ifade, beceri etkinlikleri arasında tabii bağlar
kurulur.
- Küme içinde daha olumlu ve toplumsal davranışlar kazanır, başkalarıyla
birlikte çalışmaya alışır.
- Bu çalışmalarda en pasif çocuklara bile yapacakları iş bulunur.
- Çalışmalar sırasında çocuklar birbirlerinden daha kolay öğrenirler.
- Küme çalışmaları, bilgilerin ezberlenmesi yerine, sevilip sindirilmesini
sağlayarak öğrencide olumlu davranış değişikliklerine imkân hazırlar.
Bireysel Çalışma
Öğrencinin bir konuyu veya bir problemi kendi
başına öğrenme yoludur. Araştırma yoluyla öğretme yaklaşımının ve uygulama,
analiz, sentez düzeyindeki davranışların kazandırılmasında kullanılır. Öğrenci
aktif olup, yaparak-yaşayarak öğrenme söz konusudur. Öğrenci, öğrenme durumunu
ilgisi, ihtiyacı ve seviyesine göre kendisi ayarlayabilir.
İlkokullarda
kendi kendine çalışmaya alışmak, bütün öğrenciler için, bilhassa birleştirilmiş
sınıf öğrencileri için gereklidir. Ferdî çalışmalarla beceriler geliştirilmeye
çalışılır. Öğrencilerin kendi kendilerine çalışmalarında göz önünde
bulundurulacak hususlar aşağıda gösterilmiştir:
- Çocuklar kendi
kendilerine çalışabilme alışkanlıkları kazanmalı ve geliştirmelidirler.
Öğretmenle yapılan çalışmalar kendi kendine çalışmaların bir başlangıcıdır.
Kontrollü çalışmada kazanılan alışkanlık ve çalışma teknikleri kendi kendine
çalışmalarda kullanılır. Kitaplarda ve çevrede bilginin yerini tespit etmek,
bulunan bilgileri yazmak, sanat ve iş araçlarının kullanılmasını öğrenmek, ilgi
kümelerinin, seviye gruplarının ve birleştirilmiş sınıflarda öğretmensiz geçen
saatlerde çalışma şekilleri gibi kendi kendine çalışma etkinlikleriyle ilgili
yollar ve gerekli alışkanlıklar kazandırılmalıdır.
- Kendi kendine
çalışmalar, çocuklar için önemli ve okul çalışmalarının bölünmez bir parçası
olmalıdır. Kendi kendine etkinlikler çocukların eğitim amaçlarını
gerçekleştirecek nitelikte olmalı, yapılacak işler çocuklar tarafından
benimsenmeli ve onların işbirliği ile planlanmalıdır. Kendi kendine çalışma
saatlerinde çocuklara becerilerini geliştirme, ders kitaplarını ve daha başka
bilgi kaynaklarını inceleme, çeşitli araçları kullanma fırsatları verilmelidir.
Bu çalışmalar çocukların kavrayış ve takdir duygusunu geliştirmeli ve bütün ders
alanlarında gerekli becerileri kazandırmalıdır.
- Alıştırma kitapları ve
daha başka basılı kaynaklar, çocukları kendi kendilerine çalışmaya yöneltmede
yararlı olabilir. Çocukların seviyelerine uygun bu kitaplar dersliğin
kitaplığında bulundurulmaya çalışılmalıdır.
- Bir okul aile birliği
toplantısı, bir müsamere, sergi, okul gazetesi çıkarma, çeşitli bayramlar, özel
günler ve haftalar bütün çocukların katılacağı çalışmalara yol açar ve kendi
kendilerine çalışmalar için ayrılan zamanın yararlı şekilde geçmesini sağlar. 5.
Kendi kendine çalışma saatleri için uygun olacak etkinlikler çocukların ilgi ve
ihtiyaçlarına, ele alınan üniteye göre ayarlanmalıdır(İlkokul Programı 1995
s.41-45).
- Bireysel çalışma yönteminde plan, amaç ve zaman çok önemlidir.
Plansız ve amaçsız faaliyetler boşa zaman kabıdır. Bireysel öğretimde kullanılan
tekniklerin başında Programlı Öğretim gelmektedir. Bilgisayar Destekli Öğretim
ve Bireyselleştirilmiş Öğretim de bireysel öğretim
teknikleridir.
Programlı Öğretim
Temelinde öğretimin
bireyselleştirilmesi vardır. Skinner Programlı öğretimin kurucusudur. Programlı
öğretim Skinner'in pekiştirme ile ilgili ilkelerinden hareketle ortaya çıkmış
bireysel öğretim tekniğidir. Skinner yaptığı öğrenme deneylerinde ödülü
"pekiştirici" olarak kullanmıştır. Skinner'e göre öğretim tesadüfi olmamalıdır.
Skinner'in pekiştirme ilkeleri şunlardır:
- Küçük adımlar ilkesi: Bilgi
üniteleri, adım adım öğrenciyi ilerlemeye yöneltecek bir şekilde
düzenlenmelidir. Bu adımlar bir ünitenin öğrenilecek en küçük birimini
oluşturmalıdır.
- Etkin Katılım İlkesi: Her bilgi ünitesi bir ilerleme
aşaması oluşturmaktadır. Bu aşamada bir alıştırma veya bir soru bulunmaktadır.
Soru, verilen bilginin kazanılıp, kazanılmadığını yoklamadan başka bilgiyi
edinmede ve özümlemede de bir araç olmaktadır. Böylece soru bir işlemi, bir
eylemi başlatmakta yani öğrenme olayını sağlamaktadır. Öğrenme işiöğrencinin
kendisi tarafından yapılmaktadır. Böylece öğrencinin etkin katılımı
sağlanmaktadır.
- Başarı ilkesi: Öğrenciler hep başarmak zorundadır.
Sorular da öğrencilerin başarabileceği güçlük düzeyinde olmalıdır. Güçlüğü aşmak
bir sonraki öğrenmeler için gerekli olan güdüyü oluşturmaktır.
- Anında
düzeltme ilkesi: Öğrenci soruyu cevapladıktan sonra doğru cevapla
karşılaştırmakta böylece kendi kendini kontrol etmekte ve düzeltme de hemen
yapılmış olmaktadır. Anında kontrol pekiştirmenin temel öğesidir.
- Dereceli ilerleme ilkesi: İlerleme, aşamalı ve mantıklı olmalıdır. Yapılacak
işlemlerin düzeyi basitten karmaşığa, bilinenden bilinmeyene, kolaydan zora
doğru olmalıdır.
- Bireysel hız ilkesi: Öğrenci, zamanı kendine uygun
olarak ayarlamaktadır. Başarısızlık veya sınıfta kalma söz konusu değildir.
Böylece sınıf ortamında öğrenciler arasında düzey farklılığının yarattığı
olumsuzluklar da ortadan kaldırılmak istenmektedir. Sınıf geçmede belirli süre
kuralı da geçersiz olmaktadır.
Programlı öğretimde; programlı öğretime
göre hazırlanmış kitaplar, programlı öğretim makinaları ve bilgisayarlar
kullanılmaktadır. Ülkemizde uygulanmakta olan Açıköğretim Fakültesi ders
kitapları ve ilkokullarda kullanılan doldurmalı alıştırma kitapları programlı
öğretime uygun yazılmış kitaplara örnek olarak verilebilir. Yine bazı bilgisayar
programları da programlı öğretimde kullanılmaktadır.
Bilgisayar Destekli
Öğretim: Eğitim-öğretim faaliyetlerinde bilgisayardan faydalanmadır. BDÖ kavram
olarak 1960'lı yıllarda ortaya atılmış 1970'li yıllarda da ABD üniversitelerinde
araştırılmaya başlanmıştır.
BDÖ'de öğretmen konuyu işlerken sahip olduğu
donanım ve yazılım olanaklarına, konunun ve öğrencilerin özelliklerine göre
bilgisayarı değişik yer ve zamanlarda kullanabilir. Bu kullanım
biçimleri:
- Öğretmen konuyu işler, dersi kaçıran veya anlamayanlar için
tekrar bir fırsat sağlanabilir. Bilgisayar burada özel öğretmen görevi
görür.
- Öğretmen konuyu işler, değerlendirme bilgisayar yardımıyla
yapılır.
- Öğretmen konuyu sınıfta işler, alıştırma, uygulama ve
değerlendirme çalışmaları bilgisayar yardımıyla yapılır.
- Konu bilgisayara
işlenir. Öğretmen danışmanlık yapar. Öğrencileri denetler.
Diğer bir
anlatımla BDÖ programlarının uygulanışı i)alıştırma ve tekrar, ii) bire bir
öğretim, iii) problem çözme ve iv)benzetim, programları olmak üzere dört
çeşittir.(Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Özcan Demirel, Genel Öğretim
Yöntemleri, Ankara: Usem Yayınları, 1994 s.73-77)
Bireyselleştirilmiş
Öğretim
Sınıftaki öğrenci sayısı kalabalıklaştıkça her öğrenciye düşen
zamanda azalma olacaktır. Çocuğuna özel ders aldırabilen aileler bunun başarıyı
artırdığını bilirler. Çünkü bir öğretmen sadece bir öğrenci ile ilgilenmekte ve
onun eksiklerini yanlışlarını anında görerek müdahale edebilmektedir. Yine bir
sınıfta bulunan öğrencilerin yaşları, yapıları benzer olsa da bunlar arasında
büyük ferdî farklılıklar bulunmaktadır. Bu durum öğrencilerin tamamının aynı
anda öğrenmesine engel teşkil etmekte; zaman sabitlendiğinde bazı öğrencilerin
hemen öğrendiği, bazılarının daha geç öğrendiği, bazılarının da hiç
öğrenemediği görülmektedir. İşte bu olumsuzlukların giderilebilmesinin ancak
öğretimin bireyselleştirilmesi ile mümkün olacağı bilinmektedir.
Teknikte öğrenci ve öğretmene farklı roller düşmekte ve öğrenci merkez
alınmaktadır. Öğretmen sınıftaki tüm öğrencilere değil, sadece 3-5 öğrenciye
yönelmektedir. Öğretmen genel anlamda planlama yaparken, öğrenciler kendi
öğrenecekleri konular hakkında kararlar almakta, değerlendirme aşamasında
yapacaklarını belirlemektedirler.
Plân yapma
Plân, bir faaliyette bulunurken güçlükle karşılaşmamak,
faaliyete önceden vakıf olabilmek amacıyla yapılır. Eğitim, ekonomi, askerlik,
fizik, kimya kısacası bütün alanlarda plân yapılmaktadır. Devletler de belli
hedeflere ulaşmak, kalkınabilmek için plân yaparlar.
Plân kısa, orta ve
uzun vadeli yapılabilir. Ülkemizin "Beş Yıllık Kalkınma Plânı" adı ile yapmış
olduğu plânlarda beş yıl içinde gerçekleştirilecek yatırımlar plânlanmıştır.
Öğretim faaliyetlerinin de plânlı yürütülmesi esastır. Öğretim
programlarında yer alan amaçların gerçekleştirilmesi için, plânlama gerekli
görülmektedir. MEB'nın 1981 yılında yayınlamış olduğu "Eğitim-Öğretim
Çalışmalarının Plânlı Yürütülmesine İlişkin Yönerge" gereğince, eğitim-öğretimde
birlik ve bütünlüğü sağlamak, eğitimi, programda öngörülen amaçlara yöneltmek,
çalışmaları etkili ve verimli hale getirmek üzere, MEB'na bağlı her derecedeki
öğretim kurumlarında ve yurt dışında görevli öğretmenler, derslerine plânlı,
programlı olarak yeterli hazırlıklarını yaparak gireceklerdir.
Türk
eğitim sisteminde, üniversiteler hariç, tüm derece ve türdeki okullarda
öğretimin plânlı yapılması bir zorunluluktur.
Plânlama üzerinde bilhassa
ilkokullarda hassasiyetle durulmaktadır. Plânlama ilköğretimde, "İlköğretim
Kurumları Yönetmeliği" ile, ortaöğretimde ise "Lise ve Ortaokullar Yönetmeliği"
ile "mevzuat bağlayıcılığı" sıfatı kazanmakta ve kanunî bir zorunluluk
olmaktadır.
Plânlamanın bu kanunî boyutu dışında ayrıca eğitim-öğretim
faaliyetlerini kolaylaştıran bir de eğitsel boyutu vardır.
Eğitsel
yönüyle plân; öğretmenin öğrencilerini eğitim kurumlarında belli sürede, belli
hedeflere ulaştırabilmesi için yapacağı öğretim faaliyetlerine hazır olmalarını
sağlayacaktır.
Öğretmenin, bir öğretim yılı boyunca yapacağı tüm
faaliyetleri aklında tutması beklenemez. Plânlı çalışan öğretmen hangi
faaliyeti, ne zaman ve nasıl yapacağını bilir ve kendini hazır hissetmenin
verdiği bir rahatlıkla derslerini işler. Plân amaca kısa ve doğru yoldan
ulaşmada en büyük etkendir.
Öğretmenlerin görevlerinden plânlama ile
ilgili olanları aşağıdadır:
- Öğretmenler, kendilerine verilen sınıf veya
dersleri, programlarda belirtilen esaslara göre okutmak, bunlarla ilgili bütün
uygulamaları ve deneyleri yapmak zorundadırlar.
- Sınıf veya branş
öğretmenleri ders yılı başlamadan en az bir hafta önce toplanırlar. Bu
toplantılarda, program esaslarına göre -bir nüshası okul müdürüne verilmek
üzere- 2 nüsha halinde yıllık plân hazırlar ve müdüre
onaylattırırlar.
- Öğrencilerine daha faydalı olabilmek için derslere
hazırlıklı ve plânlı girerler.
- Öğrencilerle birlikte yaptıkları çevre
incelemeleri ve gezilerle ilgili plânları hazırlar, okul müdürüne onaylatırlar.
Daha sonra inceleme ve gezi raporlarını değerlendirir ve bunların birer
nüshasını dosyada saklarlar.
Öğretim plânı, bir problem veya bir konu
üzerinde öğrencilerin bireysel veya gruplar halinde bilgi, beceri, alışkanlık ve
değerler kazanmalarını sağlamak amacıyla -yerine göre öğrencilerin de
katılmasıyla- öğretmen tarafından hazırlanan bir çalışma kılavuzudur.
Plân, öğretmenin amaca ulaşmasında, zamanı tasarruflu kullanmasında ve
yaptığı faaliyetlerden verim almasında yardımcıdır. Mükemmel bir plân öğretmenin
müfredat programındaki esaslar çerçevesinde öğrencileriyle birlikte geliştirdiği
plândır.
Ünite dergilerinin eki olarak verilen veya başka yollarla
öğretmenlere intikal eden plânların harfiyen her okulda uygulanması mümkün
değildir. Bu tür plânlar bir fikir edinmek açısından kaynak niteliğindedir.
Çünkü öğretmen, çalıştığı yörenin ve öğrencilerin ihtiyaçlarını da plâna
yansıtmalıdır. Hazır plânlarda bu tür özellikler göz ardı edilmektedir.
Plânlı çalışmanın şu yararlarından söz edilebilir:
- Öğretimin plânlaması; öğretmenin, eğitim-öğretimde neyi, niçin ve nasıl
okutacağını düşünmesini sağlayarak verimi artırır.
- Konuların ne zaman ve
ne kadar süre içinde işleneceğinin zaman sırasına göre düzenlenmesini, ayrıca,
programların süresi içerisinde tamamlanmasını sağlar.
- Plânlı çalışma,
öğretmen ve öğrencileri dağınıklıktan kurtarır, onlara güven kazandırır.
- Amaçları gerçekleştirecek en uygun yöntem, teknik, araç ve gereçlerin
seçilmesini, derslere hazırlıklı girilmesini sağlar.
- Plânlama öğrencilerin
ilgi, ihtiyaç ve yeteneklerine göre yetiştirilmesini sağlar.
- Plânlı
çalışma eğitim öğretimin değerlendirilmesinin sağlam ve güvenilir olmasını
sağlar.
- Öğretmen ve öğrencilere düzenli ve birlikte çalışma alışkanlığı
kazandırır.
- Eğitim faaliyetlerinde düşünceye açıklık kazandırır.
Plân,
harfiyen uyulması gereken bir materyal olmayıp, gerektiğinde bulunduğu yere ve
zamana göre değişebilmelidir.
İlkokul öğretmenleri elden geldiğince,
plânı öğrencileri ile birlikte yapmalıdırlar. Plânın müşterek yapılması
durumunda, öğrenciler öğrenecekleri konular hakkında önceden bilgi sahibi olur
ve -en önemlisi- kendi katkılarıyla hazırlanmış olan bir öğrenme faaliyetine
daha etkin olarak katılırlar.
Yardımcı
kaynaklardan (yardımcı ders kitabı, sözlük, ansiklopedi, internet v.s.)
faydalanma
Aslında eğitim bir taraftan insanların konuştukları dili
çözümleyerek fikir ve duyguları anlama, bir taraftan çeşitli tabiat olaylarının
arkasındaki yasal bağlantıları keşfetme ve bunlardan insanlığın geleceği
noktasında yararlanma, insanların kullandıkları teknolojik araç-gereçleri bilme
ve etkin olarak kullanma, sosyal hayatta genel geçerli olan birçok kuralları
bilme ve uyma, formül, şekil, tablo, grafik, harita, plan, kroki v.s. gibi
bilgiyi özet olarak gösteren birçok teknikleri öğretme
demektir.
İnsanların bilgi ve tecrübeleri çoğu kez formüller, şekiller,
tablolar, akış çizelgeleri, grafikler vs. içinde mükemmel olarak özetlenmiştir.
Öğrencilerin hem bu bilgi formatlarını doğru olarak okuyup çözümleyebilmesi hem
de kendi bilgilerini bu gibi formatlar içinde sistemleştirmesini öğrenmesi
gerekir.
Son zamanlarda bütün dünyada bilgisayarların yaygınlaşması ile
beraber, bilginin de evrenselleşmesi ve kolayca ulaşılması yolları açılmış oldu.
Artık ciltler dolusu yazıların tek bir CD içinde toplanması, seslerin,
görüntülerin, hareketli filmlerin gene elektronik ortamlara kaydedilerek
bunların hepsinin bir arada "hypertext"ler içinde etkileşimli olarak
kullanılması (Interactive Multimedia, IMM) mümkün olmaktadır.
İletişim
teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte ağ temelli INTERNET, INTRANET gibi
sistemler bütün dünya üniversitelerini, araştırma kurumlarını, kütüphanelerini
ve hattâ kişileri birbirine bağlamakta; kişiler ve kurumlar arasındaki
haberleşmeyi sağladığı gibi belli konularda çalışan kişi ve kurumları, kitap ve
dergileri, yazı ve resimleri de önünüze devşirip getirmektedir.
Gelişmiş
toplumlarda sadece önemli kurumlar değil, hemen bütün okullar ve hattâ
bilgisayarı olan herkes bu ağ içinde bulunabilmekte, dünyanın her tarafındaki
bilgilere ulaşabilmektedir. Bilgi hazır beklemektedir; eğitim kurumlarına düşen
görev, bu bilgilere nasıl ulaşılabileceğini ve derlenen bilgilerin üst
seviyelerde nasıl işlenip geliştirileceğini öğretmektir.
Bunun bir başka
gelişim yönü, bölgeye, tarihe ve kültüre bağlı bazı bilgilerdeki ülkeler arası
farklılıkların da kaldırılabilmesidir. Kişilerin, ülkelerin, hükûmetlerin meselâ
tarih gibi bir alandaki subjektiflikleri, belki uluslarası bilgi akışı
vasıtasıyla bir parça kaldırılabilecek, veya bilgi ağı üzerinde büyük bir bilgi
savaşı başlayacak demektir.
Ergün, Mustafa / Ali
Özdaş. Öğretim İlke ve Yöntemleri, İstanbul 1997 adlı eserden,
alınmıştır.
|
|