Amaçlarınızı Belirleyin
Başarı için, öğrencinin hayattan ne beklediğini amacının ne olduğunu bilmesi gerekir.
Başarılı olmanın tek ve mutlak ölçüsü iyi bir üniversiteye girmek, herkesin gıpta
ettiği bir mesleğe sahip olmak değildir. İnsan, yetenekli
olduğu çok değişik alanlarda, severek yapabileceği çeşitli
işlerde kendini ortaya koyabilmişse, yaşamdan zevk alan biri
ise, başarılı olmuş demektir.
Hayatta en büyük amaç mutlu olmaktır. Her şey bunun uğruna yapılmaktadır. Ancak herkesin mutlu olmak için kullandığı araçlar farklıdır.
Sizler, üniversite sınavlarına hazırlanırken, sizi mutlu edecek, severek yapabileceğiniz bir mesleği elde etmeye çalışıyorsunuz. Ancak sizi mutlu edecek mesleği ya da meslekleri önceden belirlemiş olmanız, çalışmanız için size çok önemli bir yol gösterici olacaktır.
Çalışmanızın yönünün belirlemek ve çalışma isteğinizi sürekli tutmak için yapmanız gereken en önemli şey, sizi ilerde mutlu edecek yolu belirlemektir. Neye ulaşmak için çalıştığınızı bilmeniz gerekir.(Bkz. “Meslek Seçimi ile İlgili Bilgiler” Bölümü)
Planlı ve Programlı Çalışın
Amacınıza ulaşmak için hangi dersi ne kadar çalışacağınızı, ne zaman çalışabileceğinizi, ne kadar gayret göstermeniz gerektiğini bilmelisiniz.
Zamanı israf etmemek, en sağlıklı şekilde değerlendirmek için, her etkinliği planlayarak yapmak gerekir. En kullanışlı çalışma planı, haftalık olandır. Haftalık çalışma planı yaparken, her gün, hangi saatlerde hangi etkinliği yaptığınızı düşünerek, her etkinlik için belli zamanlar ayırın. Dersi en verimli çalışabilmeniz için yapmanız gereken şey, dersinizi engelleyecek etkenlerin en az olduğu saatleri çalışmaya ayırmaktır.
Bunu saptadıktan sonra yapacağınız şey ise, çalışmanız gereken dersleri, belirlediğiniz saatlere dengeli olarak dağıtmaktır.
Planlı Çalışmanın Yararları
- Her işe daha rahat zaman ayırmanızı ve yapmak istediğiniz şeyleri daha huzurlu yapmanızı sağlar.
- Hangi dersi çalışacağınıza karar vermemekten dolayı zaman kaybetmenizi, bir dersi bırakıp diğerine geçmenizi önler.
- Her derse yeterince zaman ayırmanın verdiği bir güven sağlar.
- Günü gününe çalışma nedeniyle,sınav öncesi çalışma süresini kısaltır, sınav paniğini önler ve çalışma verimini yükseltir.
- Öğrenilecek konunun kısa bir zamana sıkıştırılması yerine, uzun zamana yayılarak daha kalıcı ve etkili olmasını sağlar.
- Anne-babanız ile aranızda ders çalışma konusunda çıkabilecek anlaşmazlıkları önler.
- Bilinçli bir plan yapmanız, derse kendinizi daha kolay vermenizi sağlar.
Plan Yaparken Nelere Dikkat Etmeniz Gerekir?
- Derslerin planını dengeli olarak yapın, belli derslere ağırlık vererek, çalışılması gereken diğer dersleri ihmal etmeniz, amacınıza ulaşmanızı güçleştirir.
- Günde kaç saat çalışılması gerektiği, öğrenciden öğrenciye değişmektedir. Günlük çalışma süresi, öğrencinin öğrenme kapasitesine, temel bilgisine, derslerdeki eksiğine göre değişir. Bugüne kadar hiç çalışma alışkanlığı edinmemiş bir öğrenci, başlangıçta daha az bir çalışma ile başlayıp, gittikçe arttırabilir. Günlük ortalama çalışma süresi olarak 4-5 saat verilebilir. Bu ihtiyaca göre azalır ya da artabilir.
- Ara vermeden yapılan uzun süreli çalışma da, sık aralarla, uzun dinlenmeli olarak yapılan kısa çalışma da verimsiz olur. En uygunu, 40-50 dakikalık çalışma sonunda 5-10 dakika bir ara vererek derse devam etmektir. Farklı özellikteki derslere geçerken verilen ara biraz daha uzun olabilir.
- Planınızda derslere vereceğiniz çalışma sürelerini, öğrenmeğiniz dersin özelliğine ve sizin o dersteki başarı durumunuza göre ayarlamanız gerekir.
- Aynı tür çalışma gerektiren derslerin ard arda gelmesi yerine, değişik çalışma gerektiren derslerin ard yarda gelmesine çalışın. Örneğin problem çözme gerektiren bir dersin arkasına okuma, anlatma, yazma gerektiren derslerin gelmesi uygun olabilir.
- Zor dersleri en rahat anlayabileceğiniz saatlere yerleştirin. Araştırmalar, en
verimli çalışma saatlerinin sabahın erken saatleri, öğleden
sonra 14-16 arası olduğunu ayrıca, yatmadan önce yapılan
tekrarların yararlı olduğunu ortaya koymakla birlikte, verimli
çalışma saatleri öğrenciden öğrenciye değişmektedir.
- Tekrar için ayırdığınız
saatler, genellikle dersin sınıfta öğrenildiği zamana yakın
saatler olmalıdır. Çünkü dersin sınıfta işlendiği gün
tekrar edilmesi unutma olasılığını azaltır, öğrenmeyi
pekiştirir. Ayrıca derse gitmeden önce hazırlık yapılması
da öğrenmeyi kolaylaştırır, dersi daha iyi izlemeye
yardımcı olur.
- Çalışma planınızda, derslerinizi
mümkün olduğunca günün aynı saatlerine yerleştirmeniz
yararlı olur. Böylece her gün o saatlerde derse kendinizi daha
kolay verebilirsiniz.
- Planınızda ilk
çalışacağınız saate sevdiğiniz bir dersi koymanız, yine
planınızı daha kolay uygulamanıza, kendinizi derse daha kolay
vermenize yardımcı olacaktır.
- Yemeklerden hemen sonra
çalışmaya başlamayıp, yemekten yaklaşık yarım saat kadar
sonra derse oturmanız daha yararlı olacaktır.
- Planınızda, televizyon, müzik,
arkadaşlık, kitap okuma gibi etkinliklerle ders çalışma
saatlerini birbirinden ayırarak, bu etkinliklere de belli
süreler vermeniz, çalışma saatlerinde aklınızın diğer
etkinliklere takılmasını önleyecektir.
Şunu da önemle belirtmek gerekir ki, yeterince uykuya, dinlenmeye, rahatlatıcı, keyif
verici etkinliklere zaman ayırmadan çalışmaya gereğinden
fazla zaman ayırmak, bir süre sonra bıkkınlığa neden
olabilir. Bu nedenle asıl dikkat edilmesi gereken şey,
çalışmaya çok fazla yer verip, bunun bir bölümünü
verimsiz geçirmek yerine, çalışma sürelerini en verimli
şekilde kullanma yollarını bilmektir. Bu durum da, çalışma
için daha az süre yeterli olur.
Ders çalışmaya başlayabilme davranışı “karar vermeyi” gerektirir.
Çalışmaya başlamak için karar verebilmemiz ise ders
çalışmaya yönelik olarak bildiklerimiz ile inandıklarımız
arasındaki uyuma bağlıdır.
Programlı bir çalışmanın temelinde yatan en önemli unsur “zaman denetimi”dir. Bizler
zamanımızı planlayarak geleceğimizi bugüne taşırız.
Aslında her öğrenci için zaman aynıdır. Her öğrenci için
bir gün 24 saat, bir hafta 7 gündür. Önemli olan bu zamanı
saptadığımız hedefler ve öncelikler doğrultusunda
kullanmamızdır.
Hedeflerimizi belirleyebilmemiz için şöyle bir liste yapabiliriz.
- Hayat Amaçları
(Uzun Vadeli)
- Bir yıllık
amaçlar
(Orta vadeli )
- Bir aylık amaçlar
(Kısa vadeli)
10 yıl sonra neleri 1 yıl sonra neleri 1 ay sonra neleri başarmış olmayı isterdiniz?
Elektrik Mühendisi Üniversiteyi Deneme sınavında olmak isterdim. Kazanmak isterdim. Başarılı olmak isterdim.
Görüldüğü gibi bu hedeflerin hepsi birbirini tamamlayan ve biri olmazsa diğerinin de olamayacağı türdeki hedeflerdir.
Belirlediğimiz amaçlara ulaşabilmemiz için günlük faaliyetlerimizi “öncelik sırasına” almamız gerekir.
Bir gün içinde yapılabilecek faaliyetleri alt alta yazalım.
- TV seyretmek
- Arkadaşlarla buluşmak
- Ders çalışmak
- Müzik dinlemek
- Yemek
- Uyku
Şimdi de her faaliyetin önem derecesini belirleyelim.
- A. En yüksek öncelik (önem) derecesine sahip (olmazsa olmaz grubu)
- B. Orta derecede öneme sahip (olmalı grubu)
- C. Düşük önem (öncelik) derecesine sahip (olsa da olur olmazsa da grubu)
Planlama yapabilmemiz için kuralımız, A grubu faaliyetleri bitmeden B; B grubu
faaliyetleri bitmeden, C grubu faaliyetlerine geçmemek.
Bizler programlı çalışarak daha önce belirlediğimiz önceliklere göre
hareket etmiş oluruz. Böylece ilk önce sosyal faaliyetlere
evet, derse hayır demek yerine; ders çalışmaya evet demeyi,
sosyal faaliyetleri de ödül olarak almayı başarabiliriz. Çalışma programı,zamanımızı kontrol altına almamız konusunda bize yardım
ederken, aynı zamanda ”hangi dersin hangi konusundan”
çalışmaya başlayacağımızı da tespit eder. Planlamamızı yapıp, hedeflerimizi belirledikten sonra, bizi hedefimize ulaştıracak
olan çalışma programı hazırlayabiliriz. “Ders Çalışacağım “ düşüncesiyle giden bir öğrenci bu dersin hangi konusundan
çalışmaya başlayacağını düşünerek zaman kaybedecektir.
Oysa “Ben bugün Matematik dersinin Sayılar konusunu
çalışacağım.” Derse, daha sağlıklı bir yol izlemiş
olacaktır.
Çalışma programı denince aklımıza gelen şey “tekrar programı” olmalıdır. Sadece
belirli saatlerde derse oturulan, belirli saatlerde mola alınan
bir çizelge akla gelmemelidir. Programımız günlük tekrarı mutlaka içermelidir. Unutmayın ki öğrendiklerimizin
%40’ını ilk 20 dakikada, % 55’ini 1 saatte, %65’ini 9
saatte, %80’ini 24 saatte unuturuz.
Günlük yaşamda kontrol altına alamadığımız durumlarla karşılaşılabileceği dikkate alınmalıdır. Programımız günlük ya da haftalık olarak düşünülmeli, her programın bir amacının olması sağlanmalıdır. Programı derslere verdiğimiz önemli bir randevu gibi düşünebilir, çalışmaya daha kolay başlayabiliriz. Programımızı oluştururken dikkat edeceğimiz noktalar arasında konuları bilme oranımız ve amacımıza göre hangi konulara öncelik vereceğimizin belirlenmesi gerekir. Programlı çalışma size
bir pusula görevi görecek ve hedefinize ulaşmada size yardım
edecektir.
Günlük çalışma programı
- O gün öğrenilen konuların tekrarı ve test çözümü,
- Ödevlerin tamamlanması,
- Bir gün sonra işlenecek konuların ön hazırlığı
konularını içermelidir.
Öyleyse Program;
- Zamanı etkin şekilde kullanmanızı,
- Neye, nereden başlayacağınıza karar vermenizi,
- Bilgilerinizi ne kadar özümsediğinizi görmenizi,
- Ne zaman dinlenip, ne zaman çalışacağınıza karar vermenizi,
- Geleceğinize bir adım daha yaklaşmanızı
kolaylaştıran çok önemli bir araçtır.
Planınızı Uygulamakta Güçlük Çekiyorsanız:
Tüm bu sıraladığımız özelliklere dikkat ederek plan yaptığınız halde kendinizi
derse veremiyorsanız; temel bilgi eksikliği nedeniyle ya da
dersi anlayamadığınızdan çalışmayı istemiyor
olabilirsiniz. Bu durumda “Sosyal Dersleri Çalışırken” ve
“Matematik-Fen Derslerine Çalışırken” bölümlerini
inceleyin ve yazılanları uygulamaya çalışın.
Böyle bir durum söz konusu değil de güvensizlik, kazanamama korkusu vb. olumsuz duygu ve
düşüncelerle kendinizi derse veremiyorsanız öncelikle bundan
kurtulmaya çalışın. Bu durumda, elinizdeki kitapçığın
“Sınav Kaygısı” bölümünü dikkatlice okuyun, önerileri
uygulamaya çalışın.
1- Belirli Bir Çalışma Odası yada Köşesi Düzenleyin
Evin değişik yerlerini değil, belli bir yerini çalışma yeri olarak hazırlayın. Hep
aynı yerde çalışmak, çalışacağınız yere geldiğinizde
kendinizi derse daha kolay vermenizi sağlar. Çalışma
davranışı için uyarıcı bir rol oynar.
En uygun çalışma ortamı şöyle olmalıdır:
- Üzerinde çalışmak için tüm araç ve gereçlerin (kitap, defter, kalem, kağıt, silgi vb.)
- Oda ısısı ne çok soğuk, ne çok sıcak olmamalıdır.
- Oda sık sık havalandırılmalı, düzenli ve temiz olmalıdır.
- Çalışma ortamında radyo, teyp, televizyon gibi dikkat dağıtabilecek nitelikte fazla resim, fotoğraf, afiş, poster gibi uyarıcılar olmamalıdır.
- Çalışma masası ve odası sadece ders çalışmak için kullanılmalıdır.
2- Masa Başında Oturarak Çalışın
Uzanarak ya da yatarak çalışmak yerine masa başında oturarak çalışmak, dikkatin
daha uzun süreli derste kalmasını kolaylaştırır. Uzanarak,
yatarak, masanın üzerine abanarak ya da sandalyede geriye
yaslanarak çalışmak, çalışırken kısa sürede dikkatin
dağılmasına, hemen gevşemeye ve uykuya neden olan
davranışlardır.
Çalışma masanızda, ders dışı faaliyetlerde (mektup yazmak, kitap okumak, hayal kurmak, günlük yazmak, şiir yazmak vb.) bulunmayın.
3- Dersi Ezberlemeden Öğrenmeye Çalışın
Öğrenmeye çalıştığınız konuyu ezberlemekten kaçının. Ezberleyen öğrencide yorum yapma, bağlantı kurma, sebep-sonuç
ilişkisini görme, ana fikir bulma gibi yetenekler gelişmez.
Ayrıca ezberlenen bilgi ile sınav soruları arasında
bağlantı kurmak zor olur. Bu nedenle mutlaka çalışılan
konularla ilgili bol ve değişik soru örnekleri çözmek
gerekir. Çözülemeyen sorular mutlaka tekrar edilmelidir.
Sosyal Bilimler Derslerini Çalışırken:
Sosyal dersler, amaçsız okunduğu zaman, kısa sürede sıkıcı hale gelir, uyku getirir
ve derse istek azalır. Bu nedenle çalışmanız gereken konuyu,
mutlaka hangi amaçla okuduğunuzu, size gerekli bilgilerin neler
olduğunu belirleyerek okuyunuz. Böylece, hem amacınıza
ulaşmak için daha yoğun dikkat harcadığınız için uyanık
kalacaksınız, bu sıkılmanızı önleyecek, hem de okuduğunuz
bölümlerde size gerekli bilgileri ararken, gereksiz
ayrıntıları ezberlemekten uzaklaşacaksınız.
Sosyal dersleri çalışırken şu sırayı takip edebilirsiniz:
- Önce konuyu, geriye dönüşler yapmadan, duraklamadan süratle bir kez okuyun.(Çok kısa bir zaman alır.)
- Tekrar başa dönerek ara başlıklardan, ana başlıklardan koyu yazılmış yerlerden yararlanarak konunun size ne kazandıracağını, hangi amaçla
okuyacağınızı belirtmek üzere sorular çıkarın, varsa
başka kaynaklardan konu ile ilgili soruları ekleyin. Böylece,
konunun size hangi soruların cevabını vereceğini belirlemiş
olursunuz.
- Sorularınız, konudaki bilgilerin özelliğine göre; tanımlarla, benzerlik ve ayrılıklarla ilgili ne, nasıl nerede, ne zaman şeklinde, örneklerle ilgili sorular olabilir.
- Çıkardığınız soruların cevabını bulmaya çalışarak konuyu daha dikkatli olarak tekrar okuyun. Böylece ayrıntıları daha kolay atarsınız, bir sorunun cevabını aradığınız için daha dikkatli okursunuz ve daha az sıkılırsınız.
- Bulduğunuz cevapları, daha önce çıkardığınız soruların karşısına yazın.
- Tema haline getirilebilecek bölümleri tema haline getirin.
- Çıkardığınız soru ve cevaplarla, varsa şemaya bakarak konuyu bir kez anlatın.
- Son kez parçalar, sorular arasında bağlantı kurmaya çalışarak konuyu bütünleştirip, hafızadan tekrarlayın.
- Hatırlayamadığınız bölümleri tekrar ele alın.
Bu şekilde çalışma, bir konuyu uzun süre çalışıp zaman kaybetmenizi, ezberlemenizi, gereksiz ayrıntıları yüklenmenizi önleyecek, aynı zamanda elinizde konu ile ilgili önemli notların olması da, sınav öncesi tekrarlarda size zaman kazandıracaktır.
4- Çalışmanızı Değerlendirin
Çalışmanızın sonunda, kendinizi değişik sorularla, problemlerle değerlendirin. Cevaplayamadığınız soruların ait olduğu konuları tekrar ele alın. Özellikle, ara ve deneme sınavları sonunda, boş bıraktığınız, yanlış yaptığınız sorular üzerinde durarak, bu konuları tekrar çalışın. Çalışırken şunlara dikkat edin.
- Soruların hangi konudan ve konunun hangi bölümünden çıkarıldığını belirleyin.
- Tuttuğunuz notlardan, kaynak kitaplardan, ders kitaplarından o bölümü inceleyin.
- Soruları çözmekte yine güçlük çekiyorsanız, önceki yıllardan konu ile ilgili temel bilgi eksikliğiniz olup olmadığını inceleyin. Eksiğiniz varsa Lise-1 ve Lise-2 kitaplarından da ilgili bölümleri
tekrar gözden geçirin.
- Anlama gücünüzü geliştirin. Öğrenme anlamaktır. Öğrenmekte olduğunuz konu ile ilgili bilgileri nerede ve nasıl uygulayabileceğinizi kendinize sorun.
- Yine anlamakta güçlük çekiyorsanız. İlgili ders öğretmenine sorun.
5- Kaynaklardan Yararlanın
Çalıştığınız dersle ilgili, anlamakta güçlük çektiğiniz konu olduğunda, değişik kaynaklardan yararlanın. Elinizin altında test kitapları, yardımcı kitaplar, ders kitapları, sözlük, ansiklopedi gibi kaynaklar bulunsun.
6- Zorlandığınız Dersi Bir Kenara Bırakmayın
Özellikle Matematik ve bazı Fen derslerinde zorlanan öğrencilerin, o dersleri tamamen bırakıp hiç çalışmadıklarını görüyoruz. Bu öğrenciler, bu derslerin içinde mutlaka kolay anlayabilecekleri konular olduğu bilmelidir.
Çok zorlandığınız bir dersin, tüm konularını öğrenmeye çalışıp, güveninizi yitirerek dersten uzaklaşmak yerine, anlayabileceğiniz konulardan çıkabilecek soruları çözerek, kazanma şansınızı arttırabilirsiniz.
7- Kendinizi Çalışmaya Zorlayın
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız verimli ve etkili ders çalışma yöntemlerini uygulamak, tamamen bir irade ve iç disiplin olayıdır.
Ders çalışmak için iyi bir nedeniniz varsa, kendinizi biraz zorlayarak, çalışma sırasındaki güçlükleri tek tek ortadan kaldırmanız zor olmaz. Yeter ki ne istediğinizi bilin, çalışmak için kendinize iyi bir zemin hazırlayın ve öğrenmeyi isteyin. Gerisi kendiliğinden gelecektir.
Fizik Egzersizinin Öğrenmeye Etkisi
Yapılan araştırmalar, düzenli bir fizik egzersizinin, öğrenme üzerinde çok olumlu etkiler yaptığını göstermektedir.
Uzmanlar fizik egzersizinin yararlarını şu şekilde sıralamaktadırlar:
- Kas gevtemesi
- Zihinsel gevteme
- Yapılan işte etkinliğin artması
- Enerjide artış
- Duygusal boşalma ve rahatlık
- Daha iyi uyku
- Kendine güven artışı
- Enditelerde azalma
- Daha iyi sağlık
- Bel ve sırt ağrılarından korunma
- Kalp hastalığı riskinin azalması
Özellikle yoğun sınav stresi yaşayan öğrenciler için fizik egzersizlerinin önemi büyüktür. Gerginlik, damarlarda daralmaya sebep olduğu için,
hücrelerin kanla beslenmesini zorlaştırır. Gerginlik
sırasında vücutta fazla miktarda adrenalin salgılanır ve bu
da öğrenme için gerekli protein zincirinin kurulmasını
güçleştirir. Düzenli fizik egzersiz, adrenalinin
kullanılarak kaygının azalmasına ve rahatlamaya sebep olur. Ayrıca
düzenli fizik egzersizleri sonunda vücutta, serotonin denilen
bir madde salgılanır. Bu madde kişide huzur, rahatlama duygusu
yaratan bir maddedir.
Öğrenmeyi engelleyen stres, kaygı ve endişelerden kurtulmaya yardımcı olması bakımından, her sabah 10-15 dakika beden hareketleri yapmak
yararlıdır. Ancak bu hareketleri yaparken aşırıya kaçmamak
gerekir. Yani fizik egzersizleri sonunda kendini daha yorgun
hissetmek, bir yanlışlık yapıldığını gösterir. Uygulanan
egzersiz programı sonucunda kişi kendini dinlenmit huzurlu
hissetmelidir.
En Etkili Öğrenme Sınıf İçinde Oluşur
Eğitim-öğretim olayı bir bütün olarak ele alınır, ayrı ayrı düşünülemez. İleri gitmiş toplumlarda da devletin denetimi ve gözetimi altında
yapılır. Fert ve toplumu esas alır. Bu nedenle de fert ve
toplum için çok önemlidir. Bilimsel olarak yapılır. Bilimsel
olmayan eğitim-öğretim etkinlikleri fertlere de, topluma da
istenen yararı sağlamaz. Aksine zararlı olabilir.
Eğitim-öğretim olayının ele alan, bilimsel araştırmalar yapan eğitim biliminin bulguları sonunda en etkili öğrenmenin sınıf içinde,
karşılıklı tartışarak, öğrencilerin öğrenme olayının
içine aktif olarak girmeleriyle, yaparak ve yaşayarak
oluştuğu ortaya çıkmıştır. Sınıfta öğretmenin
gözetiminde konuların ele alınması, irdelenmesi,
tartışılması, öğrencilerin konu ile ilgili görüşlerini
rahatça söyleyerek düşüncelerini savunabilmeleri, eksik
kalabilecek noktaların çok kişi tarafından daha kolay
sezilebilmesi, sorularla bu eksikliklerin de giderilebileceği
dikkate alındığında öğrenmenin sınıf içinde daha verimli
oluştuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kısaca öğrenme
olayı iki kişinin karşılıklı direkt iletişimi ile değil,
sınıf içinde, doğrular yanlışlar tartışıldığında
dolaylı olarak en iyi biçimde oluşmaktadır.
Öğrenme Zihinsel Yorgunluk Yaratmaz
İnsan vücudundaki
hücrelerin önemli bir özelliği arka arkaya gelen uyarılara
cevap verme sürelerindeki faklılıktır. Kas hücrelerinde bu
süre, sinir hücresine oranla çok uzundur. Kas hücresi bir
uyaranı aldıktan hemen sonra ikinci bir uyarana cevap veremez
ve bu süreye "cevapsızlık süresi" denir. Eğer kas
hücresine uyarıcılar arka arkaya gelir ve kas hücresi buna
cevap vermezse yorgunluk meydana gelir.
Buna karşılık sinir
hücresinin cevapsızlık süresi, kas hücresine göre çok daha
kısadır. Yani sinir hücresi arka arkaya gelen uyaranlara cevap
verebilir ve kas hücresi gibi yorulmaz. Bu nedenle "çok
öğrendim yoruldum" duygusu yanlıştır. Yorgunluk varsa
kas yorgunluğudur, zihni yorgunluk değildir. Ancak öğrenme
için gerekli protein zincirinin iyi kurulması için, sürekli
değil aralıklı ders çalışmak gerekir.
Mersin'deki Bir Özel Dershanemizde Yapılan Bir Anket Araştırması
Bu yıl istediğiniz fakülte ve yüksek okula giremeyişinizin nedenleri sizce neler olabilir? Sorusunu yanıtlayan 648 lise mezunu öğrencinin verdiği yanıtlar sıralandığında;
- Yetersiz çalışma %73
- Plansız, programsız çalışma %63
- Temel bilgi eksikliği %53
- Zamanı sınavda iyi kullanamamak %35
- Sınav kaygısı, aşırı heyecanlanma %24
Aynı anket araştırmasındaki;
Bu yıl sınava yeniden girdiğinizde en çok dikkat edeceğiniz noktalar neler olacaktır? Sorusuna verilen yanıtlar sıralandığında da;
- Planlı, programlı çalışma %75
- Temel bilgi eksikliğini tamamlama %64
- Daha çok verimli çalışmak %63
- Zamanı iyi kullanmak %39
- Sınav kaygısını yenmek %15
Olarak ortaya çıkmıştır.
Anket araştırması sonucunu irdelediğimizde , istedikleri başarıya ulaşamayan öğrencilerin, verimli ders çalışma yöntemlerine uygun çalışmadıkları için başarılı olamadıklarını ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. Öğrencilerin bu anket araştırması sonuçlarını dikkate alacaklarını umarız.
- Okuma ve Öğrenme İsteği Sonsuzdur ama Zaman Sınırlıdır.
- Öğrenmek Sormakla Başlar.
- Öğrenmek Yorgunluk Yaratmaz, Önemli Olan Bir Konu Nasıl Öğrenilir , Bunu Bilmektir.
- Söylemek Öğretmek Değildir. Dinlemek Öğrenmek Değildir. Öğrenme Yapmak ve Uygulamakla Olur.
Hızlı ve Etkin Okuma
Rehberlik servisine öğrencilerden gelen bazı sorunları incelediğimizde, bu sorunların, çoğunlukla okuma hızının çok düşük olmasından kaynaklandığı sonucuna varmaktayız.
Ayrıca, öğrencilere zaman zaman uygulanan çeşitli konulardaki anketlerde cevaplama hızının düşük olması ve 1987-1988 öğretim yılı içerisinde 3025 öğrenciye okuma hızı ile ilgili uygulanan bir anket sonucunda % 60 oranında öğrencinin okuma hızının çok düşük olduğunun belirlenmesi de, gözlemleri doğrulayan sonuçlardır.
Öğrencilerin, okuma hızının düşük olmasına bağlayabileceğimiz başlıca sorunlarını şöyle sıralamak mümkündür:
- Sınavlarda zamanı yetiştirememek,
- Sınavda, soruları enlemekte güçlük çekmek,
- Ders çalışırken ve kitap okurken, okuduğunu anlamakta güçlük çekmek,
- Okurken çabuk sıkılmak ve dikkat dağılması,
- Ana fikri bulmakta güçlük çekmek (özellikle paragraf sorularında)
- Boş zamanların, ders çalışmaya yetmemesi.
Yukarıda sıralanan gözlem ve bulgular değerlendirildiğinde, öğrencilerin okuma süratlerinin istenilenden düşük olduğu,. Bunun da
başarılarını olumsuz etkilediği ortaya çıkmaktadır. Los
Angeles'deki Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde okuyan,
dünyanın en genç üniversitelisi Mariel Aragon, dakikada 6000
kelime okuması, yine Türkiye ' de Yönetim Geliştirme
Merkezi'nin 1978-1988 yılında açtığı "Süratli ve
Etkili Okuma" seminerinde, okuma hızlarının dakikada
600-1200 kelimelik okuma hızına ulaştıklarının gözlenmiş
olması, okuma hızının arttırılmasının mümkün olduğunu
ortaya koymaktadır.
Mersin Test Teknik Dershanesi
Rehberlik Servisince (21 Ağustos-1Eylül 1995),(15-30 Ağustos
1996) tarihleri arasında açılan hızlı okuma seminerine
katılan 600'ü aşkın öğrencinin okuma hızlarının 150-200
kelimeden 500-1200 kelimeye çıktığı, kavrama güçlerinin de
arttığı görüldü.
Görüldüğü gibi sizler de
düzenli bir çalışma sonucu okuma ve anlama hızını
istenilen düzeye ulaştırabilir ve buna bağlı olan
sorunlarınızı ortadan kaldırabilirsiniz.
Okuma hızını arttırmak
için uyulması gereken esasları sıralamadan önce, okuma
hızınızın ne olduğunu ölçmenizi öneriyoruz. Bugüne kadar
okuma hızınızı ölçmedinizse, gelin şimdi ölçün. Bunu
şu şekilde yapabilirsiniz: Daha önce hiç okumadığınız bir
hikaye, roman vb. bir kitaptan bir paragraf seçip dakika tutarak
okuyun.
- Okuma metnini okumaya başlamadan önce, başlangıç sürenizi bir yere (Sağ üst köşe olabilir.) not edin. Örneğin saatiniz 08.12'15"yi gösteriyorsa, saati 08.13 olarak not ediniz. Saat 08.13'e gelinceye kadar bekleyiniz. Saat 0.13 olduğunda okumaya başlayınız.
- Okuma parçasını, yanlış okuma alışkanlıklarınızı yapmadan okuyunuz.
- Okuma parçasını bitirdikten sonra, saatinize bakınız ve bitirme sürenizi parçanın sonundaki ayrılan yere kaydediniz.
- Okuma sürenizi saniye ile belirtiniz. Örneğin 08.13'te başladığınız parçayı 08.18'.20" de bitirmişseniz, okuma süreniz 5 dakika 20 saniyedir.(Toplam 320sn.)
- Okuma metnindeki toplam sözcük sayısı belirlenmiş olsun.
- Okuduğunuz metindeki toplam sözcük sayısını (TSS), saniyelerle belirlediğiniz okuma sürenize (SOS) bölerseniz, okuma hızınızı (OH) bulursunuz. Sonucu 60 ile çarpın. Bu sizin bir dakikada okuduğunuz sözcük sayısıdır.
Bulduğunuz okuma hızınızı aşağıdaki cetvelle karşılaştırın.
| Gruplar |
Kötü |
Orta |
İyi |
Pekiyi |
| İlkokul Mezunları |
70-80 |
81-97 |
98-126 |
127+ |
| Ortaokul Mezunları |
85-91 |
92-122 |
123-146 |
147+ |
| Lise Mezunları |
101-121 |
122-146 |
147-192 |
192+ |
| Üniversite Öğr. |
146-151 |
152-186 |
187-227 |
227+ |
| Üniversite Mezunları |
159-180 |
181-219 |
220-280 |
281+ |
Okuma hızınız düşükse
ya da daha çok arttırmak istiyorsanız öncelikle yanlış
okuma alışkanlıklarınızı belirlemeniz gerekir. Bunun için
de aşağıdaki YANLIŞ OKUMA ALIŞKANLIKLARINI BELİRLEME
CETVELİNİ dikkatlice kendinize uygulayın. Uygulama sonunda
yanlış okuma alışkanlıklarınız ortaya çıkacaktır.
Yanlış
Okuma Alışkanlıklarını Belirleme Cetveli
(Yanlış
alışkanlıklarınızın önüne x işareti koyun.)
- Sesli okuyorum.
- İçimden okuyorum(Ses tellerim
kımıldıyor.)
- Kelimeleri teker teker okuyarak
ilerliyorum.
- Okurken geri dönme ihtiyacı
duyuyorum.
- Okurken ayrıntılara takılıyorum.
- Aktif olarak okuyamıyorum.
(Okuduğuma konsantre olamıyorum.)
- Bazı kelimelerde yavaşlıyorum.
- Hızlı okuduğumda
anlayamayacağımı düşünüyorum.
- Hızlı okumak beni rahatsız ediyor.
- Ana fikri kolay bulamıyorum.
Okuma yanlışlarınızla
ilgili olan aşağıdaki açıklamaları iyi inceleyip, gerekli
çalışmaları titizlikle ve usanmadan yaptığınız takdirde
okuma ve anlama hızının arttığını göreceksiniz.
Okuma
Hızınızı Arttırmak İçin Aşağıdaki İşlemleri
Yapınız.
Sesli okumak, ilkokul çağlarında daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını
zannederek geliştirdiğimiz ve okuma hızını önemli derecede
yavaşlatan bir unsurdur. Ortalama konuşma hızı 200
kelime/dakikadır. Sesli okuduğumuz zaman kendimizi bu limite
sınırlamış olur ve bu hızın üstüne çıkamayız. Oysa
okuduğumuzu anlamak için kelimeleri dil ve kulak yollarından
geçirerek beyine göndermenize gerek yoktur. Göz, çektiği
fotoğrafları dilimizden yüzlerce defa süratli olarak beyine
göndermekte ve beyin almaktadır. Sesli okuduğumuz zaman 200
kelime / dakikada sınırlanan okuma hızımız, çok daha
hızlı olan beyin kapasitemize yetişememekte, arta kalan beyin
kapasitemiz, boşluğunu başka düşüncelerle doldurmaya
çalıştığından konsantrasyonumuz ve okuma etkinliğimiz
azalmaktadır.
İçten sesli okumak da
sesli okumanın bir türüdür. Her ne kadar bunda dudaklarımız
kelimeleri tek tek telaffuz etmiyor ise de, ses tellerimiz
kımıldıyor ve okuma hızımızı 500 kelime / dakikada
sınırlıyoruz. Bunu önlemek için uzmanlar okurken çiklet
çiğnemeyi öneriyorlar.(Gözle görme alışkanlığı edinene
kadar) Okurken çiklet çiğneme temponuz hiç değişmezse bu
yanlış alışkanlığını yenebilir ve gözle okumaya
başlayabilirsiniz.
Her kelimeyi okumak da
okumayı yavaşlatan nedenlerden biridir. Başka dillerde de,
Türkçe'de de cümle yapılarında anlam birkaç kelimede
toplanmış, diğer kelimeler onları düzenli bir cümle halinde
birleştirmek için kullanılmıştır. Ve,gibi, ile, için vs.
gibi sık sık tekrarlanan ve okuduğumuzu anlamamıza büyük
katkısı olmayan bu kelimeleri her seferinde okumak, bize
büyük zaman kaybettirmektedir. Başlangıçta hangi kelimelerin
gereksiz olduğunu doğru tespit ederek okumadan atlamakta
büyük güçlük çekecek, ama zamanla bu konuda da yetenek
geliştirerek 300 kelimelik bir yazının 100 kelimesini okuyarak
anlayabilirsiniz.
Geri dönmek, bize en fazla zaman kaybettiren bir alışkanlıktır. Konsantrasyon
eksikliğinden olur ve geri dönme imkanı olduğu sürece de
konsantrasyonumuz azalır. Öncelikle kendinize geri dönmeyi
yasak etmelisiniz. Geri dönme şansınızın olmaması
konsantrasyonunuzu arttırır. Başlangıçta bazı paragrafları
anlayamadığınızı hissedeceksiniz. Endişelenmeyin ve geri
dönmeyin. "Bugüne kadar geri dönerek okuduğum her
paragrafı anladım mı? Şimdi hatırlıyor muyum?"
soruları size endişelerinizi gidermekte yardımcı olacaktır.
Göz eğitimsizliği; gözün satırlar üzerinde düzenli hareket etmemesidir. Okuma
eğitimini yeterince alamayan bir göz , satırlar üzerinde
gezinir, durur. Sıçramalar ve duraklamalar düzenli olmaz.
Kişi sık sık geri dönüşler yapar. Bu nedenle de satırdaki
düşünceleri birbirine bağlayarak bütünleştirip
anlamlandırmakta zorlanır. Bunun için gözü, sürat ve
çabukluk kazandırıcı birtakım yardımcılarla eğitmek
gerekir. Örneğin; bir vasıtada giderken ilenleri hızlı
okuyarak ve varsa videoda 2-3 kat hızlandırılmış ait
yazılı filmleri seyrederek küçük göz egzersizleri
yapabilirsiniz. Başlangıçta yoğun konsantrasyon nedeniyle
boşınız ağrıyacak, ama bir süre sonra alışacaksınız ve
alt yazılı bir filmi normal hızında seyrettiğinizde size
çok yavaş gelecek ve canınız sıkılacaktır.
Pasif okumak; okuyacağınız yazıya zihninizi yönlendirmeden, ana fikri,
yazarın düşünce ve olaylara bakış biçimini, üslubunu
anlamadan yapılan okumadır. Okuduğunuz yazıyı ne amaçla
okuduğunuzu bilmeden yapılan okumalar da okuma hızını
düşürür. Dikkat yoğunlaşması olmadığı için de anlama
olayı oluşmaz. O nedenle önce okunacak konuyu niçin
okuyacağınızı belirlemeniz gerekir. Sonra bir ön okuma
yaparak sorular belirlemek, soruları yanıtlamak için tekrar
dikkatinizi yoğunlaştırarak yeniden okumak, etkili okumayı
sağlar.
Bilgi ve kültür düzeyi eksikliği okuma hızınızı yavaşlatan önemli
nedenlerden biridir. Yeni edinilmek istenen bilgilerin iyi
kavranabilmesi, daha önce o konu ile ilgili kavramların
kazanılmış olmasına bağlıdır. Hiç temel bilgimiz
olmadığı bir konuyu anlamak çok zor olur. Kısacası temel
olmadan inşaat yapılmaz. Yani bilgi ve kültür eksikliği,
okunacak konunun anlaşılmasını zorlaştırdığı için okuma
hızı da düşer. Bunun için parçada geçen, anlamını
bilmediğiniz kelimelerin anlamını öğrendikten sonra dikkatle
okumanız anlamanızı kolaylaştırır.
Hızlı okursak anlamayacağımızı zannetmek, okumamızı en fazla
yavaşlatan en önemli psikolojik etken ve yaygın olan yanlış
bir kanıdır. Kağnı arabaları saatte 3-5 kilometreden hızlı
gidemezdi, otomobil bu hızı 100-200 kilometreye çıkardı.
Eski insanlar bu hızlara ulaşabileceğini düşünemezlerdi.
Ay’a gidilebileceğini, bilgisayarlar ve daha nice
gelişmelerin olabileceğini akıllarına getiremezlerdi. Biz de
bugün, yarın kabulleneceğimiz gelişmelere inanamıyor ve
direnç gösteriyoruz. Dakikada 6000 kelime okuyarak 13 yaşında
üniversiteye giren Mariel aragon, dakikada 2500 kelime okuyarak
A.B.D.’ni yöneten Jhon Kennedy, hızlı okuyarak daha iyi
anlanabileceğinin kanıtlarıdır. Öyleyse bu şartlanmayı bir
kenara bırakarak okuma hızınızı arttırınız. Anlama
hızınız başlangıçta düşecek, ama hızınız arttıkça
eski derecenizi yakalayıp geçerek daha iyi anlayacaksınız.
Okumanın Ne Anlama Geldiğini İyi Bilin
Okumak, yalnızca sözcük ve cümleleri görmek demek değildir. Okumak yazarlarla aktif bir
söyleşi şeklinde sürdürülen zihinsel bir süreçtir. Bu
anlamda okuyabilmek için görmenin ötesinde zihinsel beceriler
gereklidir. Bu zihinsel beceriler de öğrenme yolu ile
gerçekleştirilebilir. Örneğin bir metne bir bakışta en
fazla iki-üç sözcük algılayabilen bir okuyucu, belirli bir
eğitim programı sonucunda bir bakışta cümlenin ya da
paragrafın tümünü algılayabilir hale gelebilir. Yine
öğrenme sonucunda, sürekli olarak her okuma çabasında
yazarla aktif bir söyleşi içinde yazarın görüşlerini
açığa çıkarmayı öğrenerek etkin bir okuyucu olabilir.
Okumanın gerçek amacı, anlamı çabuk ve doğru kavramaktır. Bu okumanın
geliştirilmesi için, etkili okumanın temeli olan hız kavrama
ve bellek arasında bağ kurulmasını gerektirir. Okumada
kavrama ile hız arasında yakın bir ilişkinin varlığı kabul
edilmekte, kavramaya ilişkin becerilerin artması hızlı okuma
ile olasılı görülmektedir. Ancak Kee(1956)’nın de önemle
vurguladığı gibi hız, yeterli bir şekilde kavrama hızı
olarak düşünülmeli, kavrama ile birlikte ele alınmalıdır.
Hızlı Okuma
Hızlı okuma için, okuma yanlışlarımızı düzelterek kendimizi hazırladık. Şimdi de hızlı okuma yöntemlerine geçmeden önce, düşünce olarak atmamız gereken adımlar var.
- Gözlerimizle aklımızı birlikte çalışmaya alıştırmak.
- Bir metinde her sözcüğü okumak zorunda olmadığımıza inanmaktır.
- Her metnin ya da kitabın aynı değerde olmadığını kabul etmek. Yani, bazı metinlerin daha kolay, bazılarının daha zor, kitapların da ayrı olduğunu bilmektir.
- Okuyacağınız her
metin ve kitapta amaçlarınızın farklı olduğunu kabul etmek,
okuma hızınızı da buna göre ayarlamak gerektiğini bilmek.
Hızlı
Okuma Yöntemleri:
1.Göz Devinimlerimiz :
Daha hızlı okumak, etkili bir okuyucu olabilmek için gözlerimizle aklımızı birlikte
çalıştırmaya alıştırmamız gerekiyor. Okuma sırasında,
gözümüz satırlar üzerinde soldan sağa, sağdan sola,
yukarıdan aşağıya (bazen aşağıdan yukarıya) göz
sıçramaları ile ilerler. Okuma olayı, işte bu
sıçramalardaki duraklamalar (saptama) sırasında,
yakalayabileceğimiz sözcük kümesini algılayarak
gerçekleştirir. Bu yüzden hızlı ve usta bir okuyucu
olabilmek için, göz sıçramalarını hızlandırmak, duraklama
süresini kısaltmak, duraklama süresinde çok sayıda
sözcüğü görebilmek (4-5 sözcük) , yani görme yelpazemizi
genişletmek gerekiyor. Bu üç özelliği kontrol etmek beyin
işidir. Zihnimizin kontrolü dışında gerçekleşen sıçrama
ve duraklamalardan görüş alanına girenleri algılamak
olanaksızdır. Öyleyse aklımız sürekli emir veren, kontrol
eden ve gönderilenleri algılayacak biçimde hazırlıkta ve
işlerlikte olmalıdır.
2.Saptamalar :
Daha çok sayıda sözcük kümesi algılayıp, anlamlandırabilmek için sözcük
kümelerinde, gözün belli bir noktaya saptanarak sağında ve
lslundaki sözcükleri mümkün olduğu kadar çok sayıda
algılama ve anlamlandırmayı kolaylaştırmaktadır.
Örneğin: Aşağıdaki cümleyi iki saptama noktasıyla okumak mümkündür:
Başarılı ve yararlı hizmetler yapması mümkündür.
3.Kolon Okuma:
Günümüzde metinler gittikçe daha dar kolonlar halinde basılmaktadır. Gazetelerde dergilerde ve büyük magazinlerde bu kolonlara daha sık
rastlanmaktadır. Söz konusu kolonlar, ortalama 5-7
santimetreden oluşan sıfatlardan meydana gelmektedir. Dar
kolonlar, büyük bir gidiş ve gelişi zorunlu kılan geniş
tarıtlardan daha kolay gözden geçirilmektedir. Diğer yandan
yukarıdan aşağı okuma dikkati daha çok uyarmaktadır. Dar
kolonlar genellikle her satırda bir ya da iki saptamayı
gerektirdiğinden, ritim konusunda büyük yarar sağlamaktadır.
4.Göz Gezdirme:
Görme yelpazeniz genişledikçe metnin bütününü dikkatli bir şekilde görme, düşünceleri yakalama hızlılığına da ulaşırsınız.
Etkili okuyucu, metnin özelliklerine göre hızını ayarlayabildiği gibi, her metinle ilgili ihtiyaç ve amaçlarının farklı olacağını kabul
eder. Amacını belirledikten sonra metnin bütününe yönelik
yaptığı “Göz Gezdirme” tekniği ile dikkatli bir okuma
yapabilir. Aynı zamanda, kısa bir zamanda amacına
ulaşabilecek bilgileri edinebilir.
Göz gezdirme ile çok yüksek hızlar elde edersiniz. Neye ve nasıl göz gezdireceğimizi iyi belirleyebilirsek, bu hız kavrayışımızı da düşürmez.
Göz gezdirme, bir metni okumaya başlamadan önce yapılan “Göz Atma”dan farklıdır. Göz gezdirmede amacımız belirli olduğu için, daha dikkatli bir inceleme yaparız. Okunan metin çok kolay ve okuyucunun bildiği konuyu içeriyorsa göz gezdirme ile yeterli bilgi edinilebilir.